20
SURE

Taha Suresi

Erhan Aktaş • Kerim Kur'an
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Ta. Ha.
2
Biz, bu Kur'an'ı sana güçlük çekesin diye indirmedik.
3
Ancak huşu[1] duyan kimselere öğüt olsun diye indirdik.
4
Yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından indirilmiştir.
5
Rahman[1], Arş üzerine isteva etmiştir.[2]
6
Göklerde ve yerde ne varsa ve bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında ne varsa O'nundur.
7
Sözü açıkça söylesen de söylemesen de bil ki O, gizliyi de saklıyı da bilir.[1]
8
Allah, kendisinden başka ilah olmayandır. En "iyi isimler"[1] yalnızca O'nundur.
9
Sana Musa'nın hadisi[1] ulaştı mı?
10
Hani o bir ateş görmüş ve yanındakilere: "Ben bir ateş gördüm. Bekleyin! Belki ondan size bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol gösteren bulurum." demişti.
11
Oraya varınca, "Ey Musa!" diye seslenildi.
12
"Ben senin Rabb'inim. Şimdi ayakkabılarını çıkar[1]. Sen temizlenmiş vadide, Tuva'dasın.[2]"
13
"Ben seni seçtim.[1] Öyleyse vahyolunanı dinle."
14
"Ben Allah'ım. Benden başka ilah yoktur. Öyleyse yalnızca Bana kulluk et. Ve öğüdüm için salatı[1] ikame et."
15
"Zamanını bildirmemiş olsam da herkesin yaptığının karşılığını görmesi için kuşkusuz ki o Sa'at[1] gelecektir."
16
"Öyleyse ona[1] inanmayan, tutku ve kuruntusuna uyan kimse, seni ondan[2] alıkoymasın. Yoksa helak olursun."
17
"Sağ elindeki nedir ey Musa?"
18
"O benim asamdır[1], ben ona dayanırım. Ve onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onda benim için başka yararlar da var." dedi.
19
"Ey Musa, onu yere at." dedi.
20
Musa onu atınca bir de ne görsün! Hızla hareket eden bir canlı[1] olmuştu.
21
Allah: "Onu tut, korkma! Onu ilk haline döndüreceğiz." dedi.
22
Allah: "Elini koynuna sok. Başka bir ayet[1] olarak, kusursuz bir beyazlıkta çıksın."
23
"Bununla daha büyük ayetlerimizden[1] bazılarını sana gösterelim."
24
"Firavuna git! Çünkü o azgınlaştı."
25
"Rabbim! Göğsüme genişlik ver." dedi.
26
"Ve işimi kolaylaştır."
27
"Dilimden düğümü çöz."
28
"Ki söyleyeceklerimi anlasınlar."
29
"Bana, yakınlarımdan bir yardımcı ver."
30
"Kardeşim Harun'u."
31
"Onunla gücüme güç kat."
32
"Onu görevime ortak et."
33
"Ki Seni çok tesbih[1] edelim."
34
"Seni çokça öğütleyelim."
35
"Sen, bizim her halimizi görmektesin."
36
"Ey Musa! İstediğin sana verildi." dedi.
37
"Gerçek şu ki, Biz sana daha önce de lütufta bulunmuştuk."
38
"Hani annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik."
39
"Onu sandığa koy da suya[1] bırak. Su da onu kıyıya bıraksın. Benim ve onun düşmanı, onu alsın." Ve "korumam altında yetiştirilmen için seni sevimli biri yaptım."
40
"Hani kız kardeşin gidip, "Size, ona bakacak birisini bulmanızda yardımcı olayım mı?" demişti. Böylece gözü aydın olsun ve üzülmesin diye seni annene geri döndürdük. Ve birisini öldürmüştün de seni sıkıntıdan kurtarmıştık. Ve seni çeşitli sınavlarla sınav yaptık. Sonra yıllarca Medyen halkı içinde kaldın. Sonra takdirimiz gereği şimdi buradasın ey Musa!"
41
"Seni Kendim için yetiştirdim."
42
"Sen ve kardeşin, ayetlerimle gidin. Öğütlerimi duyurmada gevşeklik göstermeyin."
43
"İkiniz de Firavun'a gidin. Kuşkusuz o azgınlaştı."
44
"Ona yumuşak söz söyleyin. Umulur ki öğüt alır veya huşu[1] duyar."
45
"Rabb'imiz! Onun bize karşı aşırı gitmesinden veya azgınlık yapmasından çekiniyoruz." dediler.
46
"Korkmayın! Kuşkusuz Ben sizinle birlikteyim. İşitir ve görürüm." dedi.
47
"Hemen ona gidin: "Kuşkusuz ki biz Rabb'inin iki resulüyüz. Artık İsrailoğulları'nı bizimle gönder ve onlara azap etme. Doğrusu biz sana bir ayet[1] ile geldik. Selam[2] doğru yola[3] uyanlaradır."
48
"Bize, yalanlayıp aldırmayanların azaba uğrayacakları vahyolundu."
49
Firavun: "Ey Musa! Rabb'iniz kimdir?" dedi.
50
Musa: "Bizim Rabb'imiz her şeye yaradılışını[1] veren, sonra da yol gösterendir." dedi.
51
Firavun: "Öyleyse ilk nesillerin durumu ne olacak?" dedi.
52
"Onun bilgisi Rabb'imin yanında yazılıdır. Rabb'im yanlış yapmaz ve unutmaz." dedi.
53
Yeryüzünü sizin için bir beşik yapan, orada sizin için yollar açan ve gökten su indiren O'dur. Onunla her türlü bitkiden çiftler[1] yetiştirdik.
54
Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Bunda, akıl sahipleri için ayetler[1] vardır.
55
Sizi ondan[1] yarattık. Ve sizi ona döndüreceğiz. Ve sizi oradan bir kere daha çıkaracağız.
56
Ant olsun ki; ayetlerimizin[1] hepsini ona[2] gösterdik. Buna rağmen yalanlamada diretti.
57
"Ey Musa! Sen sihrinle bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?" dedi.
58
"O halde biz de sana, senin sihrine benzer bir sihirle karşılık vereceğiz. Şimdi üzerinde birlikte anlaşacağımız uygun bir yer ve zaman belirle."
59
"Sizinle buluşma zamanı, ziynet[1] günü insanların toplanma zamanı olan kuşluk vakti olsun." dedi.
60
Bunun üzerine Firavun dönüp gitti ve yapacağı hileleri hazırlattıktan sonra belirlenen yere geldi.
61
Musa onlara: "Yazıklar olsun size! Yalanlarınızla Allah'a iftira etmeyin. Yoksa sizi azapla yok eder. İftira edenler, gerçekten yok olmuştur."
62
Firavunun adamları fısıltı ile aralarında ne yapacaklarını tartıştılar.
63
"Bu ikisi kesinlikle sihirbazdır. Sihirleriyle sizi yerinizden çıkarmak, örnek yolunuzu[1] değiştirmek istiyorlar."
64
"Şu halde bütün oyunlarınızı birleştirin, sonra bir düzen içinde ortaya koyun. Bugün üstün gelen kesinlikle başarıyı elde etmiş olur."
65
Sihirbazlar, "Ey Musa! Önce sen mi atacaksın, yoksa biz mi atalım?" dediler.
66
Musa, "Buyurun, önce siz atın." dedi. Yaptıkları büyüden dolayı attıkları sopa ve ip hızla hareket ediyormuş gibi göründü.
67
Bunun üzerine Musa'nın içine korku düştü.
68
"Korkma! Kuşkusuz ki sen üstün geleceksin." dedik.
69
"Sağ elinde olanı at, onların yaptığı şeyleri yutacak. Onların yaptıkları sihirbaz hilesinden başka bir şey değil. Ve sihirbazlar ne yaparlarsa yapsınlar kurtuluşa eremezler."
70
Bunun üzerine sihirbazlar, secde edenler[1] olarak atıldılar.[2] Biz: "Harun'un ve Musa'nın Rabb'ine iman ettik." dediler.
71
Firavun, "Ben izin vermeden ona iman mı ettiniz? Kuşkusuz o, size sihir öğreten hocanızdır. Kesinlikle ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi hurma ağacının gövdesine asacağım. Ve böylece hangimizin azabının daha şiddetli ve kalıcı olduğunu mutlaka öğreneceksiniz." dedi.
72
"Bizim açımızdan, ortaya konan bu kanıtlayıcı bilgiden sonra, yaradılışımızın esaslarını belirleyen yaratıcıya karşı seni asla tercih etmeyiz. İstediğin şeyi yap. Senin hükmün ancak bu dünya hayatında geçer." dediler.
73
"Biz, yanlışlarımız ve bize sihirle zorla yaptırdığın kötü şeyler için Rabb'imizin bizi bağışlayacağına inanıyoruz. Allah hayırlı ve kalıcı olandır."
74
Kim Rabb'ine mücrim[1] olarak gelirse, onun yeri Cehennem'dir. Orada ne ölür ne de yaşar.
75
Ve kim O'na bir mümin olarak salihatı yapmış şekilde gelirse, işte böyle kimseler için yüksek makamlar vardır.
76
İçinden ırmaklar akan Adn Cennetlerinde sürekli kalacaklar. İşte bu arınmış olanlara[1] verilecek karşılıktır.
77
Ant olsun ki, Musa'ya: "Kullarımla geceleyin yola çık; onlara denizde kuru bir yol aç. Arkanızdan yetişecekler diye korkma, Allah'a olan bağlılığını kaybetme!" diye vahyettik.
78
Firavun hemen ordusu ile onların ardına düştü. Derken sudan üzerlerine kapanan kapandı.
79
Firavun halkını sapkınlıkta bıraktı; onları doğru yola yöneltmedi.
80
Ey İsrailoğulları! Sizi, düşmanınızdan kurtarmış ve Tur'un sağ yanında sizden söz almıştık. Ve size menn[1] ve bıldırcın bağışlamıştık.[2]
81
Size rızık olarak verdiğimiz temiz şeyleri yiyin. Bu konuda aşırılık yapmayın. Yoksa gazabıma uğrarsınız. Kim gazabıma uğrarsa, kesinlikle o tepetaklak olmuştur.
82
Ben, tevbe eden, iman edip salihatı yapan[1], doğru yolda olan kimseyi kesinlikle bağışlarım.
83
"Ey Musa, seni halkından aceleyle ayrılmaya sevk eden şey nedir?"
84
Musa: "Onlar, benim yolumdalar. Acele etmemin nedeni, Sen'i hoşnut etmektir." dedi.
85
Allah: "Biz, halkını sınadık. Senden sonra Samiri onları saptırdı."
86
Bunun üzerine Musa, halkına öfkeli ve üzüntülü bir şekilde geri döndü: "Ey halkım, Rabb'iniz size iyi bir söz vermedi mi? Şimdi bu süre size uzun mu geldi? Yoksa Rabb'inizin gazabının üzerinize inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden döndünüz?" dedi.
87
"Senin sözünden kendi isteğimizle çıkmadık.[1] Fakat biz halkın ziynetlerinden[2] yüklenmiştik.[2] Sonra onları kaldırıp attık.[3] Aynı şekilde Samiri de attı."
88
Böylece onlara böğürmesi olan bir boğa[1] cesedi[2] çıkardı. Ve onlara: "Bu sizin de ilahınız Musa'nın da. Ancak Musa onu unuttu."[3] dediler. [4]
89
Onlar, kendilerine bir cevap veremediğini, yarar veya zarar verecek bir gücünün olmadığını görmüyorlar mı?
90
Ant olsun ki, Harun, daha önce onlara: "Ey halkım! Kuşku yok ki siz bununla sınava çekildiniz. Kuşkusuz sizin Rabb'iniz Rahman'dır. Gelin bana uyun ve buyruklarıma tabi olun." demişti.
91
Halk, "Musa bize dönüp gelinceye kadar, kendimizi buzağıya adamaktan asla vazgeçmeyeceğiz." dedi.
92
Musa: "Ey Harun! Bunların sapkınlıklarını gördüğün halde, onları uyarmaktan seni alıkoyan ne oldu?"
93
"Niçin bana uymadın? Yoksa buyruklarıma karşı mı çıktın?"
94
Harun: "Ey annemin oğlu! Sakalımı ve saçımı tutma! Gerçek şu ki: ben senin, "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü dinlemedin." demenden huşu[1] ettim. dedi.
95
Musa: "Ey Samiri! Sen ne yapmak istiyorsun?"
96
Samiri: "Ben, onların anlamadıkları şeyi anladım[1]. Resulün öğretisinden az bir şey almıştım işte onu bıraktım. Bunu, bana nefsim hoş gösterdi." dedi.
97
Musa: "Çek git karşımdan! Artık sen, hayatın boyunca toplumdan dışlanacaksın. Ayrıca senin için, asla kurtulamayacağın bir buluşma günü var. Bir de kendini adadığın ilahına bak! Onu kesinlikle yakacağız. Sonra da savurup suya saçacağız." dedi.
98
"Sizin ilahınız yalnızca Allah'tır. O'ndan başka ilah yoktur. Kuşkusuz, O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır."
99
İşte böylece geçmişlerin haberlerinden sana anlatıyoruz. Gerçek şu ki sana katımızdan bir zikir[1] verdik.[2]
100
Kim ondan[1] yüz çevirirse, o Kıyamet Günü için ağır bir yük yüklenir.
101
Onlar, orada sürekli kalacaklardır. Ve yüklendikleri yük, Kıyamet Günü'nde onlar için ne kötüdür.
102
O gün, Sur'a üfürülür. O gün, mücrimleri şaşkınlıktan gözleri donuklaşmış olarak toplayacağız.
103
"Dünya hayatınız sadece on gün sürdü değil mi?" diye aralarında fısıldaşırlar.
104
Biz, aralarında ne konuştuklarını çok iyi biliriz. Onlardan isabetli olanı, "Olsa olsa bir gün kaldınız." diyecek.
105
Sana dağlardan soruyorlar. De ki: "Rabb'im onları ufalayıp savuracak."
106
"Onları dümdüz araziye çevirecektir."
107
Orada ne bir çukur ne de bir tümsek göremezsin.
108
O gün, hiçbir tarafa sapmadan, davetçiye uyarlar. Rahman'a karşı sesler kısılmıştır. Fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.
109
İzin Günü[1], şefaat fayda vermez. Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse hariç.[2]
110
Onların önlerindekini ve arkalarındakini bilir.[1] Ama onlar, O'nu bilgice kavrayamazlar.[2]
111
Yüzler, Hayy[1] ve Kayyum[2] olanın önünde eğilmiştir. Zulüm taşıyıcılar perişan olmuştur.
112
İnanan biri olarak salihatı yapan kimse ise haksızlığa uğramaktan da hakkının yeneceğinden de korkmaz.
113
Sana onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik. O'nda, uyarıları teker teker bildirdik. Böylece takva[1] sahibi olurlar veya onlar için öğüt veren bir söz olur.
114
Her şeyin gerçek egemeni olan Allah, yüceler yücesidir. Kur'an'ın sana vahyedilmesi bitirilmeden önce acele etme. "Rabb'im bana bilgiyi arttır." de.
115
Ant olsun ki Biz, bundan önce Âdem'e ahit[1] verdik, ancak o unuttu. Onu azimli bulmadık.
116
Hani! Meleklere: "Âdem'e secde edin."[1] demiştik. Hemen secde etmişlerdi, iblis ise bundan kaçınmıştı.
117
Bunun üzerine Biz de: "Ey Âdem! Kuşkusuz bu sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi Cennet'ten[1] çıkarmasın. Sonra mutsuz olursun." dedik.
118
"Senin için orada acıkmak ve açıkta kalmak yoktur."
119
"Orada susuz kalmazsın ve sıcaktan zarar görmezsin."
120
Sonra şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki: "Ey Âdem! Sana ebedilik ağacı ve yok olmayacak bir egemenlik[1] için yol göstereyim mi?
121
Bunun üzerine ikisi de ondan yediler.[1] Hemen çirkinlikleri[2] kendilerine görünüverdi. Cennet yaprağından örtmeye başladılar. Âdem, Rabb'ine asilik edip yanıldı.
122
Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti. Ve ona doğru yolu gösterdi.
123
Dedi ki: "Hepiniz oradan ayrılın.[1]" Bir kısmınız bir kısmınıza düşmansınız. Benden size bir yol gösterici geldiği zaman, kim yol göstericime uyarsa; işte o sapkınlığa düşmez ve mutsuz olmaz." dedi.
124
Kim Ben'im zikrimden[1] yüz çevirirse, bilmelidir ki onun için bunalımlı bir yaşam vardır. Kıyamet Günü de onu kör olarak haşrederiz.[2]
125
"Rabbim, beni neden kör olarak haşrettin? Oysa dünyada iken gören biriydim." der.
126
"Bu böyledir, ayetlerimiz sana geldi ancak onları dikkate almadın; bugün de sen terk edileceksin." dedi.
127
Haddi aşanları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Ve ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.
128
Şimdi yurtlarında gezip dolaştıkları nesilleri yok etmiş olmamız, onlar için yol gösterici olmadı mı? Kuşku yok ki bunda kötülükten alıkoyan bir akıl için nice kanıtlar vardır.
129
Ve eğer Rabbinden daha önce kararlaştırılmış bir hüküm ve adı konmuş bir süre olmasaydı elbette ceza kaçınılmaz olurdu.[1]
130
O halde söylenen şeylere sabret! Ve Rabb'ini, Güneş'in doğmasından önce ve batmasından önce ve gecenin bir kısmında ve gündüzün taraflarında[1] hamd ile tesbih[2] et. Umulur ki böylece O'nun hoşnutluğunu kazanırsın.
131
Onlardan bazı zümrelere, kendilerini sınamak için, dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere imrenme. Rabb'inin rızkı daha hayırlıdır ve kalıcıdır.
132
Ehline salatı buyur.[1] Kendin de onun üzerinde sabırlı ol. Senden rızık istemiyoruz. Seni, Biz rızıklandırıyoruz. Sonuç takva[2] içindir.
133
"Rabb'inden bize bir ayet[1] getirse ya!" dediler. Onlara, önceki suhuflarda[2] yer alan kanıt içeren açıklayıcı bilgiler ulaşmadı mı?
134
Ve eğer Biz, ondan önce bir azap ile onları yok etseydik, "Ey Rabb'imiz! Bize bir resul gönderseydin de hor ve rezil olmadan önce Sen'in ayetlerine uysaydık ya!" diyeceklerdi.
135
De ki: "Herkes beklemektedir. O halde siz de bekleyin. Kuşku yok ki kimin düzgün yolda olduğunu, kimin doğru yolu bulduğunu yakında bileceksiniz."