38
SURE

Sad Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Saad. O şanlı, şerefli Kur'ana yemin ederim ki,
2
(haal) küfredenler (in iddia etdikleri gibi değildir). Bil'akis (onların dışı boş) bir onur, (içi ise tam) bir tefrika içindedir.
3
Biz kendilerinden evvel nice ümmet (ler) i helak etdik. O zaman (ne) çığlıklar kopardılar. Halbuki (o vakit, azabdan kaçıb) kurtulma vakti değildi...
4
O kafirler içlerinden (kendilerinin başına çökecek) tehlikeleri bildiren (bir peygamber) geldiğine şaşdılar, "Bu, dedi (ler), bir büyücü, bir yalancıdır";
5
"O, (bütün) Tanrıları birtek Tanrı mı yapmış? Bu, cidden acaib bir şey"!
6
Onların elebaşılarından bir gurüh (birbirine): "Yürüyün, ma budlarınıza (ibadetde) sebatedin. Şübhesiz ki arzu edilecek olan budur" diyerek kalkıb gitmişdir.
7
"Biz bunu diğer dinde işitmedik. Bu, uydurmadan başkası değildir".
8
"O Kur'an, aramızdan ona mı indirilmiş"?! Hayır, onlar benim vahyimden şübhededirler. Hayır, onlar benim azabımı henüz tatmadılar.
9
Onların nezdinde O yegane gaalib, (peygamberliği ve her şey'i dilediğine) ihsaneden Rabbinin rahmet hazineleri mi var yoksa?
10
Yahud o göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan şeylerin mülk (-ü tasarruf) u onların mı? Öyle ise sebeblerine yapışarak göğe yükselsinler!
11
(Onlar) derme çatma partilerden (mürekkeb) öyle bir ordudur ki işte şurada hezimete uğratılmış (lar) dır.
12
(12-13) Onlardan evvel Nuuh kavmi, Aad ve kazıklar saahibi Fir'avn, Semud, Lut kavim (ler) i ile Eyke yaranı da (peygamberlerini) tekzib etmiş (ler) di. İşte o partiler (in akıbeti)!
13
(12-13) Onlardan evvel Nuuh kavmi, Aad ve kazıklar saahibi Fir'avn, Semud, Lut kavim (ler) i ile Eyke yaranı da (peygamberlerini) tekzib etmiş (ler) di. İşte o partiler (in akıbeti)!
14
Onların herbiri, başka değil, gönderilen (o peygamber) leri tekzib etdi (ler) de (bu yüzden onlara) azabım hak oldu.
15
Bunlar da iki sağım aralığı kadar bile gecikmeyecek bir tek korkunç sesden başkasını gözetmiyor (lar).
16
(Şöyle) dediler: "Ey Rabbimiz, hesab gününden evvel bizim amel defterimizi acele ver (de görelim)".
17
(Habibim) onlar ne derlerse sabret. Kulumuzu, o kuvvet saahibi Davudu hatırla. Çünkü o, daima (Allahın rızaasına) dönen bir (zat) di.
18
Gerçek biz dağları (kendisine) müsahhar kıldık ki bunlar akşamlayın ve kuşluk vakti onunla birlikde durmayıb tesbih ederlerdi.
19
(Her yandan ona doğru) toplanıb gelen kuşları da (kendisine ram etdik). (Gerek o dağlardan, gerek bu kuşlardan) herbiri (itaatle ona) dönücü idi.
20
Onun mülkünü de kuvvetlendirdik. Ona hikmet ve fasl-ı Kitab verdik.
21
Sana o da'vacıların haberi geldi mi? Hani onlar dıvardan mescide tırmanmışlardı.
22
O vakit Davudun karşısına girivermişlerdi de o, bunlardan telaşa düşmüşdü. "Korkma, dediler, (biz) iki da'vacı (yız). Birimiz ötekimin hakkına) tecavüz etdi. Şimdi sen aramızda adaletle hükmet. Aşırı gitme. Bizi doğru yolun ortasına çıkar".
23
(İçlerinden biri): "Şu benim biraderimdir. Onun doksan dokuz dişi koyunu var. Benim ise birtek dişi koyunum var. Böyle iken "Onu bana ver (de bakayım)" dedi, mücadelede beni yendi".
24
(Davud) dedi: "Andolsun ki o, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına (katmak) istemesiyle sana zulmetmişdir. Gerçek (mallarını birbirine) katıb karışdıran (ortak) ların çoğu mutlakaa birbirine haksızlık eder. İman edib de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar müstesna. (Fakat) bunlar da ne kadar azdır". Davud sandı ki biz kendisine mutlakaa bir azab (süikasd) hazırladık. Bunun üzerine o, rabbinden setr (ü himaye) edilmesini istedi, rüku' ile yere kapanıb (Allaha) döndü.
25
Biz de onu saalih (bir zat olarak) intihab etdik. Nezdimizde onun muhakkak bir yakınlığı ve bir akıbet güzelliği vardır.
26
Ey Davud, biz seni yer yüzünde bir halife yapdık. O halde insanlar arasında hak (ve adalet) le hükmet. (Hükmünde) heva (ve heves) e (hissiyyatına) tabi' olma ki bu, seni Allah yolundan sapdırır. Çünkü Allah yolundan sapanlar (yok mu?) hesab gününü unutdukları için onlara pek çetin bir azab vardır.
27
O göğü, O yeri ve bunların arasında bulunan şeyleri biz boşuna yaratmadık. Bu, o küfredenlerin zannıdır. Bu yüzden küfredenlere ateşden helak vardır.
28
Yoksa biz iman edib de güzel güzel amel (ve hareket) edenleri yer yüzünde fesad çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yahud (Allahdan) korkanları doğru yoldan sapanlar gibi mi sayacağız?
29
(Bu Kur'an), ayetlerini iyiden iyi düşünsünler, temiz akıl saahibleri ibret alsınlar diye sana indirdiğimiz feyz kaynağı bir kitabdır.
30
Biz Davuda (oğlu) Süleymanı ihsan etdik. (Süleyman) ne güzel kuldu! Çünkü o, (tesbihde, zikirde ve bütün vakıtlarında) daima (Allaha) dönen (bir zat) di.
31
Hani ona öğleden sonra bir ayağını tırnağı üstüne dikib üç ayağının üzerinde duran sür'atli koşu atları gösterilmişdi de,
32
"Gerçek ben, mal (ya'ni at) sevgisine (sırf) Rabbimi zikretmek için düşdüm" demişdi. Nihayet (bu atlar) perdenin arkasına gizlenmiş (ler) di.
33
(Dedi ki:) "Onları bana döndürün". Hemen ayaklarını, boyunlarını okşamıya, taramıya başladı.
34
Andolsun biz, Süleymanı imtihan da etdik: Tahtının üstüne bir cesed bırakıverdik. (Nice günlerden) sonra o, yine (eski haaline) döndü.
35
Dedi ki: "Ey Rabbim, beni yarlığa. Bana öyle bir mülk (-ü saltanat) ver ki o, benden başka hiçbir kimseye layık olmasın. Şübhesiz bütün muradları ihsan eden Sensin, Sen".
36
Bunun üzerine biz de ona rüzgarı müsahhar etdik ki bu, onun emriyle, onun dilediği yere yumuşacık akar giderdi.
37
Şeytanları (onlardan) her bina ustasını, her dalgıcı,
38
(Yine onlardan) bukağılarla bağlanmış olan diğerlerini de (emrine ram etdik).
39
(Dedik ki:) "Bu, bizim vergimizdir. Artık (dilediğine) hesabsız ver, yahud tut (kıs)".
40
Şübhe yok ki indimizde onun mutlak bir yakınlığı ve dönüb geleceği yer güzelliği de vardır.
41
Kulumuz Eyyubu da an. Hani o, Rabbine şöyle nida etmişdi: "Hakıykat, şeytan beni yorgunluğa (meşakkate) ve azaba (hastalığa) uğratdı.
42
Ayağınla vur (yere dedik). İşte hem yıkanacak, hem içecek soğuk (bir su).
43
Ona hem ehlini, hem onlarla beraber bir mislini, bizden bir rahmet ve temiz akıl saahibleri için de bir ibret olmak üzere, bağışladık.
44
"Eline bir demet sap al da onunla vur. Yemininde durmazlık etme" (dedik). Biz onu hakıykaten sabırlı bulduk. O, ne güzel kuldu! Hakıykat o, daima (Allaha) dönen (bir zat) idi.
45
Kuvvetlerin ve basıyretlerin saahibleri olan kullarımız İbrahimi, İshakı, Ya'kubu da an.
46
Çünkü biz onları katkısız (şaibesiz) bir hasletle — ki (bu daima) yurd (ları) nı hatırlama (ları ve onun için çalışmaları) dır — haalis (insanlar) yapdık.
47
Çünkü onlar bizim indimizde cidden seçginlerden, hayırlı (zatilerdendi.
48
İsmaili, Elyesaı, Zülkifli de an. (İşte) bütün bunlar hayırlı (insan) lardı..
49
Bu,(peygamberler için bir şeref ve) bir zikr (-i cemil) dir. Takvaye erenlerin dönüb varacağı yerde elbette güzel (bir merci) dir:
50
Adin cennetleri. Onlar için bütün kapılar tastamam açılmışdır.
51
İçlerinde yaslanıb kuruluculardır onlar, Orada bir "ok yemişler), içecek (ler) isteyecekler.
52
Yanlarında da gözlerini yalınız (zevcelerine) dikmiş, bir yaşıt (dilberler) vardır.
53
İşte hesab günü için size va'dolunagelen şey (ler) bunlardır.
54
Şübhe yok ki bü, bizim bitib tükenmeyecek rızkımızdır.
55
Bu, (ehl-i cennete mahsusdur). Azgınların gideceği yer ise muhakkak en kötü (bir merci) dir:
56
Cehennem! Onlar buraya girecekler. Artık ne kötü döşekdir o!
57
İşte o azabı, (evet) onu tatsınlar (ki bu) kaynar su ve irindir.
58
O şekilden başka daha diğer nevi' (azab) lar da vardır.
59
İşte şu (nlar dünyada) körü körüne maıyyetinize koşub giren güruhdur. Onlar rahat (huzur) görmesinler. Çünkü onlar (bihakkın) o ateşe gireceklerdir.
60
(Tabi' olanlar rüesaya) derler: "Hayır, siz, asıl rahat (huzur) görmeyin. Bunu bizim önümüze siz getirdiniz. (Bakın) ne çirkin durum"!
61
(Yine) onlar derler: "Ey Rabbimiz, bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateş içindeki azabını katmerli olarak artır".
62
(Azgınlar) derler: "Kendilerini (dünyada) bayağılardan saydığımız adamları neye görmüyoruz"?
63
"Biz onları eğlence edinirdik. Yoksa gözler (imiz) onlardan uzaklaşıb kaydı mı"?
64
İşte bu, (ya'ni) ehl-i cehennemin birbiriyle da'valaşması muhakkak ve kat'i bir gerçekdir.
65
(Habibim) de ki: "Ben yalınız gelecek tehlikeleri haber veren (bir peygamber) im. (Ortakdan ve benzerden münezzeh ve) bir olan, (her şey'i) kahreden (mutlak haakim olan) Allahdan başka hiçbir Tanrı yokdur".
66
"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan şeylerin Rabbi; O mutlak gaalib, O çok yarlığayıcı (Allah) dır".
67
De ki: "Bu (Kur'an) en büyük (ve mühim) bir haberdir".
68
"Ki siz ondan yüz çeviricilersiniz".
69
"Mele'-i a'laya, onlar aralarında münazara (ve münakaşa) ederlerken, benim hiçbir bilgim yokdu".
70
"Ben ancak gelecek tehlikeleri apaçık haber verici (bir peygamber) olduğum içindir ki (o ilim) bana vahy olunuyor".
71
Rabbin o (münazara) zaman (ında) meleklere demişdi ki: "Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratıcıyım".
72
"Artık onu (n hilkatini) tamamlayıb içerisine de ruuhumdan üfürdüğüm zaman kendisi için derhal (bana) secdeye kapanın".
73
Bunun üzerine bütün melekler topdan secde etmiş,
74
yalınız İblis kibirlenmiye yeltenmişdi. (Zaten) o, (ilm-i ilahide) kafirlerdendi.
75
Buyurdu: "Ey İblis, iki elimle (ya'ni bizzat) yaratdığıma secde etmenden seni hangi şey men'etdi? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yücelerden mi oldun?".
76
(İblis) dedi: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşden, onu ise çamurdan yaratdın".
77
Buyurdu: "Hemen buradan çık. Zira artık sen taşlanan (rahmet-i ilahiyyeden koğulan bir mel'un) sun".
78
"Ve şübhesiz ki ceza gününe kadar la'netim senin üstünedir".
79
Dedi: "Ey Rabbim, o halde (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver".
80
Buyurdu: "Haydi sen mühlet verilenlerdensin".
81
"(Bence) ma'lum olan zamanın (bir) gününe kadar".
82
Dedi: "Senin izzetine (mutlak kudretine, kahrına) andederim ki ben de artık onların hepsini muhakkak azdıracağım".
83
"İçlerinden ihlasa erdirilmiş (mü'min) kulların müstesna".
84
Buyurdu: "İşte bu doğru. Ben şu hakıykatı söyleyeyim":
85
"Andolsun, cehennemi senden (senin cinsinden) ve onların (insanların) içinden sana tabi' olanların hepsi ile dolduracağım".
86
(Habibim) de ki: "Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum ve ben (size) kendiliğimden (bir şey) teklif edenlerden de değilim".
87
"O (Kur'an) alemlere bir öğüdden başka (bir şey) değildir".
88
"Her halde onun mühim haberini bir zaman sonra (hepiniz) bileceksiniz".