40
SURE

Mümin Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Haa, Mim.
2
(2-3) (Bu) kitabın indirilmesi; O mutlak gaalib, O (her şey'i) hakkıyle bilen, (mü'minlerin) günahı (nı) yarlığayan, tevbesini kabul eden, (kafirler ve muhaalifler için) azabı çetin, (ariflere) fazl (-u kerem) saahibi olan Allahdandır. Ondan başka hiçbir Tanrı yokdur. Dönüş ancak Onadır.
3
(2-3) (Bu) kitabın indirilmesi; O mutlak gaalib, O (her şey'i) hakkıyle bilen, (mü'minlerin) günahı (nı) yarlığayan, tevbesini kabul eden, (kafirler ve muhaalifler için) azabı çetin, (ariflere) fazl (-u kerem) saahibi olan Allahdandır. Ondan başka hiçbir Tanrı yokdur. Dönüş ancak Onadır.
4
Allahın ayetleri hakkında küfür (ve inkar) edenlerden başkası mücadele etmez. Şimdilik (Habibim) onların şehirler içinde dönüb dolaşması seni aldatmasın.
5
Onlardan evvel Nuuh kavmi de, bunlardan sonraki sürü sürü fırkalar da (peygamberlerini) yalan saydı (lar). (Bunlardan) her ümmet, kendi peygamberlerini yakalamayı kasdetdi. Hakıykatı olmayan (şeyler) le hakkı yok edebilmeleri için savaşıb durdular. Neticede ben de onları tutub yakaladım. İşte (bak) benim azabım nice imiş!
6
Kafirlere karşı Rabbinin, onları muhakkak ateş yaranı oldukları (na aid bulunan), sözü işte böyle tahakkuk etmişdir.
7
Arşı yüklenen, bir de onun etrafında bulunan (melekler) Rablerini hamd ile (tenzih ve) tesbih ederler. Ona iman ederler. Mü'minlerin de yarlığanmasını (şöylece) isterler: "Ey Rabbimiz, Senin rahmetin ve ilmin herşey'i kuşatmışdır. O halde tevbe edenleri, senin yoluna uyub gidenleri yarlığa, onları cehennem azabından koru".
8
"Ey Rabbimiz, onları da, onların atalarından, zevcelerinden, nesillerinden saalih olanları da — kendilerine va'd etdiğin — Adn cennetlerine sok. Yegane gaalib, hukum ve hikmet saahibi olan şübhesiz ki Sensin Sen".
9
"Bir de onları (bu dünyada) her türlü fenalıklardan koru. Sen kimi kötülüklerden korursan o gün muhakkak ki onu rahmet (ine mazhar) etmişsindir". Bu, en büyük necat ve seadetin ta kendisidir.
10
Küfredenlere (melekler tarafından) nida edilir: "Allahın buğzu, sizin kendinize olan buğzunuzdan elbet daha büyükdür. Çünkü siz (dünyada) imana da'vet olunuyordunuz da küfür (de ısraar) ediyordunuz".
11
Dediler: "Ey Rabbimiz, bizi iki (defa) öldürdün. İki (defa) da diriltdin. İşte günahlarımızı (bilib) i'tiraaf etdik. Fakat (şöyle) bir çıkmıya bir yol var mı"?
12
Bunun sebebi şudur: Bir olarak Allaha düa edildiği zaman siz küfretdiniz. Eğer Ona eş katılırsa tasdıyk ediyordunuz. Artık hukum, O çok yüce, O çok büyük Allahındır.
13
Ki O, ayetlerini size göstermekde, sizin için gökden rızık indirmekde olandır. (Şirkden tevbe ile imana) dönecek kimseden başkası (ayatı Hakdan) ibret almaz.
14
Haydi (ey mü'minler), kafirlerin hoşuna gitmese de, Allaha, Onun dininde ıhlas (ve samimiyyet) erbabı olarak, ibadet edin.
15
Sıfatları yüce, arşın saahibi (Allah, insanları) o kavuşma günü ile korkutmak için, kendi emrinden olan vahyi kullarından kimi dilerse ona ilkaa eder.
16
O (kavuşma) gün (ü) onlar (kabirlerinden fırlayıb) çıkarlar Onlardan (saadır olan) hiçbir şey Allaha gizli kalmaz. (Allah buyurur:) "Bugün mülk kimindir"? (Yine kendisi cevab verir:) "Bir olan, (her şey'e haakim ve) kahhar olan Allahındır".
17
Bugün herkes ne kazandıysa onunla karşılanacak. Bugün haksızlık yok. Şübhesiz ki Allah, hesabı çarçabuk görendir.
18
Onlara o yakın günün tehlikesini anlat. O zaman yürekleri — gamla dolu ve herkes ebsem olarak — ta gırtlakların yanındadır. Zaalimlerin ne müşfik bir yakın, ne de (şefaati) dinlenebilecek bir aracısı yokdur.
19
(Allah) gözlerin haain bakışını, göğüslerin gizleyeceği herşey'i bilir.
20
Allah, hak (ve adalet) le hükmeder. Onu bırakıb tapdıkları ise hiçbir şey'e hükm etmezler. Şübhesiz Allah, O, (bunların sözlerini) hakkıyla işiden, (yapdıklarını) kemaliyle görendir.
21
Onlar yer (yüzün) de gezib dolaşmadılar mı ki kendilerinden evvelkilerin akıbetinin nice olduğuna baksınlar? Onlar kuvvet ve yer (yüzün) deki eserleri i'tibariyle bunlardan daha üstündü. Böyle iken Allah onları günahları yüzünden yakaladı. Onları Allah (ın azabın) dan bir koruyan da olmadı.
22
Bunun sebebi şu idi: (Çünkü) peygamberleri kendilerine apaçık mu'cizeler getire dursun, onlar küfretdiler. Allah da kendilerini tutub yakalayıverdi. Çünkü O, herşey'e kaadirdir, azabı pek çetindir.
23
(23-24) Andolsun ki biz Musayı mucizelerimizle ve apaçık bir hüccetle Fir'avna, Hamane ve Kaaruna gönderdik de (ona) "Çok yalancı bir sihirbaz" dediler..
24
(23-24) Andolsun ki biz Musayı mucizelerimizle ve apaçık bir hüccetle Fir'avna, Hamane ve Kaaruna gönderdik de (ona) "Çok yalancı bir sihirbaz" dediler..
25
İşte o, tarafımızdan kendilerine hakkı getirince: "Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün. (Yalnız) kadınları diri bırakın" dediler. Kafirlerin düzeni heder olmakdan başka (bir şey'e mahkum) değildir.
26
Fir'avn "Bırakın beni, dedi, Musa'yi öldüreyim. (Varsın) Rabbine yalvarsın! Çünkü ben onun, dininizi değişdireceğinden, yahud yer (yüzün) de fesad çıkaracağından korkuyorum".
27
Musa da "Ben, hesab gününe inanmayan her kibirli (insandan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan — Allah) a sığındım" dedi.
28
Fir'avn ailesinden olub imanını gizlemekde bulunan bir mü'min (şöyle) dedi: "Siz bir adamı, Rabbin Allahdır demesiyle öldürür müsünüz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mu'cizeler de getirmişdir. Bununla beraber, eğer o, bir yalancı ise yalanı kendisine. Eğer doğrucu ise sizi tehdid edegeldiği (azab) ın bir kısmı olsun (gelir) sizi çarpar. Şübhesiz Allah, haddi aşan, (iddiasında) çok yalancı olan kimseyi muvaffak etmez".
29
"Ey kavmim, bugün bu yerde, siz gaalib (kimse) ler olmak üzere, mülk sizindir. Fakat Allahın hışmı bize gelib çatarsa kim bize yardım eder"? Fir'avn dedi ki: "Ben size hangi re'yde bulunuyorsam ondan başkasını işaret etmiyorum. Size doğru yolun hilafını da göstermiyorum".
30
(30-31) Mü'min olan (o zat) dedi ki: "Ey kavmim, hakıykat ben o sürüsürü fırkaların gününe misal (vermeniz) den, Nuuh kavminin, Aad'in, Semudun ve daha sonrakilerin haali gibi (bir maceraye sapıb felakete uğramanızdan) korkuyorum. (Yoksa) Allah kullarına bir zulüm dileyecek değildir".
31
(30-31) Mü'min olan (o zat) dedi ki: "Ey kavmim, hakıykat ben o sürüsürü fırkaların gününe misal (vermeniz) den, Nuuh kavminin, Aad'in, Semudun ve daha sonrakilerin haali gibi (bir maceraye sapıb felakete uğramanızdan) korkuyorum. (Yoksa) Allah kullarına bir zulüm dileyecek değildir".
32
"Ey kavmim, hakıykat ben size karşı o bağrışıb çağırışma gününden endişe etmekdeyim".
33
"(O gün, hesab yerini) arkanızda bırakıb (cehenneme) döneceğiniz gündür. (O gün) sizi Allah (ın azabın) dan hiçbir kurtarıcı yokdur. Allah kimi şaşırtırsa onun yolunu bir doğrultucu da yokdur".
34
"Andolsun, (Musadan) evvel Yusuf da size apaçık bürhanlar getirmişdi. O vakit da onun size getirdiği şeyler hakkında şübhe edib durmuşdunuz. Hatta o vefat edince de dediniz ki: "Bundan sonra Allah asla bir peygamber göndermez". İşte Allah, o haddi aşan şübheci kimseleri böyle şaşırtır.
35
"Onlar, kendilerine gelmiş hiçbir hüccet olmadığı halde Allahın ayetleri hakkında mücadele edenlerdir. Gerek Allah indinde, gerek iman edenler katında (buna) buğz büyümüşdür. Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler".
36
(36-37) Fir'avn (şöyle) dedi: "Ey Hakan, benim için yüksek bir kule yap. Olur ki ben o yollara, göklerin yollarına ulaşırım da Musanın Tanrısına yükselib çıkarım! Ben onu mutlak bir yalancı sanıyorum a". İşte bu suretle Fir'avnın kötü amel (ve hareket) i süslendirildi. O, yoldan sapdırıldı. Fir'avnın düzeni, başka değil ancak hüsranda idi.
37
(36-37) Fir'avn (şöyle) dedi: "Ey Hakan, benim için yüksek bir kule yap. Olur ki ben o yollara, göklerin yollarına ulaşırım da Musanın Tanrısına yükselib çıkarım! Ben onu mutlak bir yalancı sanıyorum a". İşte bu suretle Fir'avnın kötü amel (ve hareket) i süslendirildi. O, yoldan sapdırıldı. Fir'avnın düzeni, başka değil ancak hüsranda idi.
38
İman eden o (zat): "Ey kavmim, dedi, siz bana uyun, size doğru yolu göstereceğim".
39
"Ey kavmim, bu dünya hayaatı ancak fani bir eğlencedir. Ahiret ise O, asıl durulacak yurdun ta kendisidir".
40
"Kim bir kötülük işlerse onun bunun benzerinden başkasıyle karşılık yapılmaz. Kim de — erkek olsun, kadın olsun, (fakat) o mü'min olarak — iyi amel (ve hareket) de bulunursa işte onlar, kinde hesabsız rızıklara kavuşdurulmak üzere, cenete girerler".
41
"Ey kavmim, benim (karşılaşdığım) bu hal nedir? (Çünkü) ben sizi kurtuluşa da'vet ediyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz"!
42
"Siz beni Allaha küfredeyim, (rübubiyyetini) hiçbir suretle tanımadığım nesneleri Ona ortak tutayım diye çağırıyorsunuz. Ben ise sizi O mutlak Kaadire, O çok Yarlığayıcıya da'vet ediyorum".
43
"Sizin beni mutlakaa (tapmıya) da'vet etdiğinizin dünyada da, ahiretde de hakkaa ki hiçbir da'vet (e salahiyyet) i yokdur. Hakıykatda hepimizin dönüb gidişimiz Allahadır. Haddi aşanlar ateş yaranının ta kendileridir".
44
"Size söylemekde olduklarımı yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allaha ısmarlıyorum. Çünkü Allah kulları (nı) çok iyi görendir".
45
Nihayet, Allah onların kurdukları tuzakların fenalıklarından bu (zati) korudu. Fir'avnın kavmini ise kötü azab kuşatıverdi.
46
(Azabdan biri de) ateşdir ki onlar buna sabah, akşam arzolunacaklar, kıyametin kopacağı gün de "Fir'avn haanedanını azabın en çetinine sokun" (denilecek).
47
(Kafirler) ateşin içinde birbiriyle hüccetler göster (erek çekiş) irlerken zaif olanlar o büyüklük taslayanlara "Biz, sizin tebeanızdık. Şimdi siz ateşden bir cüz'ünü olsun bizden savabilir misiniz?" der(ler).
48
O büyüklük satanlar (şöyle) dediler (diyecekler): "biz (de, siz de) hepimiz bunun içindeyiz. Şübhe yok ki Allah kulları arasında (vereceği) hükmü verdi".
49
Ateşde bulunanlar cehennem bekçilerine: "Rabbinize düa edin, bizden birgün olsun azabı hafifletsin" dedi (ler - diyecekler).
50
(Bekçiler şöyle) söylediler (söylerler): "Size peygamberleriniz açık açık bürhanlar (mu'cizeler) getirmedi miydi"? (Öbürleri) "Evet (getirdi) dediler (derler). (Bekçiler de) "O halde (kendiniz) yalvarın!" dediler (derler). Halbuki kafirlerin düası hedef olmakdan başka (bir değeri haaiz) değildir.
51
Şübhesiz biz peygamberlerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında, hem şahidlerin dikileceği gün herhalde yardım edeceğiz.
52
O gün özür dilemeleri zalimlere asla faide etmeyecekdir. La'net onların, fena yurd da onlarındır.
53
(53-54) Andolsun ki biz Musaya hidayeti verdik. (Kendisinden sonra) İsrail oğullarına da — hem doğru yolun rehberi, hem temiz akıl saahibleri için bir öğüd olmak üzere — kitabı miras bırakdık.
54
(53-54) Andolsun ki biz Musaya hidayeti verdik. (Kendisinden sonra) İsrail oğullarına da — hem doğru yolun rehberi, hem temiz akıl saahibleri için bir öğüd olmak üzere — kitabı miras bırakdık.
55
Şimdi sen (Habibim) sabret. Çünkü Allahın va'di gerçekdir. Günahının yarlığanmasını iste. Akşam, sabah Rabbini hamd ile (tenzih ve) tesbih et.
56
Kendilerine gelmiş kat'i bir delil (ve salahiyyet) olmaksızın (körü körüne) Allahın ayetleri hakkında mücadele edenlerin göğüslerinde, hiç şübhe yok ki, asla yetişemeyecekleri bir büyüklük (hevesin) den başka bir şey yokdur. Hemen sen (onların şerrinden) Allaha sığın. Çünkü O, (dediklerini) bizzat işiden, (yapdıklarını) hakkıyle görendir.
57
Göklerin ve yerin (ibtida) yaratılışı insanların (ikinci) yaratılışından elbet daha büyükdür. Fakat insanların çoğu bilmezler.
58
Kör olanla gören, iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunanlarla kötülük yapan bir olmaz. Ne az düşünüyorsunuz!
59
O saat muhakkak ve mutlak gelecekdir. Onda hiçbir şübhe yokdur. Ancak insanların çoğu (buna) inanmazlar.
60
Rabbiniz (şöyle) buyurdu: "Bana düa edin. Size icabet (ve duanızı kabul) edeyim. Çünkü bana ibadetden büyüklük taslay (ıb uzaklaş) anlar hor ve hakıyr cehenneme gireceklerdir".
61
Allah, sizin için, içinde dinlenesiniz diye geceyi, gör (üb işlenmeniz (e vaasıta) olarak gündüzü yaratandır. Şübhesiz ki Allah insanlar üzerinde lütf-ü inayet saahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
62
İşte Rabbiniz olan, her şey'i yaratan Allah budur. Ondan başka hiçbir Tanrı yokdur. O halde nasıl olub da döndürülüyorsunuz?
63
Allahın ayetlerini bilerek inkar edegelenler işte böyle döndürülür.
64
Allah, sizin (faideniz) için yeri bir karar (gah), göğü bir bina (kubbe) yapan, size suret veren,. sonra suretlerinizi güzelleştiren, en temiz ve güzel şeylerden sizi rızıklandırandır. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Demek, alemlerin Rabbi ne yücedir!
65
O, daima yaşayandır. Ondan başka hiçbir Tanrı yokdur. O halde Ona, dininde ihlas (ve samimiyyet) erbabı olarak, "Hamd olsun, kainatın Rabbi olan Allaha" (diyerek) düa edin.
66
(Habibim) de ki: Bana Rabbimden (akli delilleri takviye eden o) apaçık (ilahi) deliller gelince o sizin Allahı bırakıb tapdıklarınıza kulluk etmekliğimden (te'kiden ve) kat'i olarak, men'edildim. Alemlerin Rabbine teslim olmaklığım emrini aldım".
67
Ki, O sizi bir toprakdan, sonra bir meniden, sonra bir kan pıhtısından yaratıb sonra bebek olarak çıkaran, sonra sizi güdü kuvvetli bir çağa erişmeniz için, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaşatan dır. İçinizde kimi de daha evvel öldürülmekdedir. (Allah, yaşatmayı) muayyen bir vakta (ecele) ulaşmanız ve, olur ki, aklınızı kullanmanız için (yapar).
68
O, hem dirilten, hem öldürendir. (Öyle ki) O, her hangi bir iştin olmasını) dilediği zaman yalınız "Ol" der, o da oluverir..
69
(Habibim) Allahın ayetleri hakkında çekişenlere bakmadın mı, nasıl (onları tasdıykden) döndürülüyorlar?
70
Onlar, kitabı ve peygamberlerimizle gönderdiğimiz şeyleri tekzib edenlerdir. Artık bilecekler,
71
(71-72) Boyunlarında laleler, zincirler bulunduğu zaman ki onlar (bu vaz'iyyetde evvela) sıcak suyun içinde sürüklenecekler, sonra ateşde yakılacaklar.
72
(71-72) Boyunlarında laleler, zincirler bulunduğu zaman ki onlar (bu vaz'iyyetde evvela) sıcak suyun içinde sürüklenecekler, sonra ateşde yakılacaklar.
73
(73-74) Sonra onlara "Allahı bırakıb da (Ona) ortak tutageldiğiniz (putlar) nerede?" denilecek. Onlar da "Bizden uzaklaşıb gaaib oldular. Daha doğrusu biz bundan evvel zaten hiçbir şey'e tapmazdık" diyecekler. İşte Allah, kafirleri böyle şaşırtır.
74
(73-74) Sonra onlara "Allahı bırakıb da (Ona) ortak tutageldiğiniz (putlar) nerede?" denilecek. Onlar da "Bizden uzaklaşıb gaaib oldular. Daha doğrusu biz bundan evvel zaten hiçbir şey'e tapmazdık" diyecekler. İşte Allah, kafirleri böyle şaşırtır.
75
Size olan bu (azab) şunlardır: (Çünkü) siz yer (yüzün) de haksız yere şımarıklık ediyor, (ahırdan çıkmış hayvanlar gibi çılgınca) taşkınlık gösteriyordunuz.
76
Cehennem kapılarından, içinde ebedi kalıcı olarak, girin. (Bak), o kibirlenenlerin dönüb gidecekleri yer, ne çirkindir!
77
Onun için sen (Habibim) sabret. Şübhesiz Allahın va'di bir gerçekdir. Binnetice ya onlara etmekde olduğumuz tehdidi (n tehakkukunu) kısmen sana göstereceğiz, yahud seni kendimize alacağız. Nihayet onlar ancak bize döndürülüb getirileceklerdir.
78
Andolsun ki senden evvel de peygamberler gönderdik. Onların içinden sana kıssalarını anlatdığımız kimseler de var, sana bildirmediğimiz kimseler de var. Hiçbir peygamber, Allahın izni olmaksızın, herhangi bir ayeti kendiliğinden getiremez. Allahın emri gelince de hak (ve adalet) le hükmolunur. Bihude laf söyleyenler işte burada hüsrana düşmüşdür.
79
Allah, kimine binesiniz, kimini yiyesiniz diye, sizin için davarlar yaratandır.
80
Onlarda size (daha başka) faideler (de) vardır. Göğüslerinizdeki bir haacete ermeniz için onların üstüne biniyorsunuz. (Karada) onların üzerinde, (denizde) gemilerin üstünde taşınıyorsunuz.
81
(Allah) size ayetlerini gösteriyor. Siz Allahın ayetlerinden hangisini inkar edersiniz?
82
Ya onlar yer (yüzün) de gezib dolaşmadılar mı ki kendilerinden evvelkilerin akıbeti nice olmuşdur, baksınlar? Hem onlar bunlardan daha çokdu. Kuvvetçe ve yer (yüzün) deki eserlerce de daha güçlü ve satvetli idi (ler). Fakat kazanır oldukları şeyler kendilerine asla faide vermedi.
83
Öyle ya, kendilerine peygamberleri apaçık mu'cizeler getirince onların nezdindeki ilme karşı (eğlenerek) şımarıklık gösterdiler de hakkında istihza edegeldikleri şey kendilerini çepçevre kuşatıverdi.
84
Artık, vaktaki o çetin azabımızı gördüler. "Allaha, bir olarak inandık. Ona eş tutmakda olduğumuz şeyleri inkar etdik" dediler.
85
Fakat hışmımızı gördükleri zaman imanları faide verecek değildi. Allahın, kulları hakkında cari olagelen adeti (budup). İşte kafirler burada hüsrana uğradı.