57
SURE

Hadid Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Göklerde ve yerde ne varsa Allahı tesbih (ve tenzih) etmekdedir. O, (mülkünde) gaalib-i mutfak, (sun'unda) saahib-i hikmetdir.
2
Göklerin ve yerin mülk (-ü tasarruf) u Onundur. Hem diriltir, hem öldürür. O, her şey'e hakkıyle kaadirdir.
3
O, hem evveldir, hem ahirdir, hem zaahirdir, hem baatındır. O, herşey'i kemaliyle bilendir.
4
O, gökleri ve yeri altı günde yaartan, sonra (hükmü) arşı istila edendir. Yere giren, oradan çıkan, gökden inen, oraya yükselen şeyleri O bilir. Nerede olursanız olun, O, sizinle beraberdir. Ne yaparsanız Allah hakkıyle görücüdür.
5
Göklerin ve yerin mülk (-ü tasarruf) u Onundur. (Bütün) işler ancak Ona döndürülür.
6
O, geceyi gündüzün içerisine sokar, gündüzü de gecenin içine katar. O, sinelerde gizlenen herşey'i hakkıyle bilendir.
7
Allaha ve peygamberine iman (etmekde sebat) edin, (Sizden evvel geçenlerin ardından Allahın) size (tasarruf için) vekalet verdiği (mal) dan (Onun uğrunda) harcayın, içinizden iman edib de (o suretle) harcayanlar (yok mu?) onlar için büyük mükafat vardır.
8
Peygamber, Rabbinize iman etmeniz için sizi da'vet edib dururken, size ne oluyor ki Allaha iman etmiyorsunuz? Halbuki O, sizden kat'i te'minat da almışdı. Eğer Ona iman edeceklerseniz (hemen buna koşun).
9
O, sizi (küfür) karanlıklar (ın) dan (iman) aydınlığ (ın) a çıkarmak için kulunun üzerine açık açık ayetler indirmekde olandır. Şübhesiz ki Allah sizi çok esirgeyen, rahmetini raygan edendir.
10
Ne oluyor size ki (iman etdikden sonra da) Allah yolunda harcamıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin (bütün) mirası Allahındır. İçinizde fetihden evvel (Allah yolunda) harcayan ve muhaarebe eden kimseler (diğerleriyle) bir olmaz. Onlar derece i'tibariyle (o fetihden) sonra harcayan ve muhaarebe edenlerden daha büyükdür. (Bununla beraber) Allah (bu iki zümreden) her birine en güzel olanı (cenneti) va'detdi. Allah, ne yaparsanız hakkıyle haberdardır,
11
Allaha karz-ı hasenle ödüne verecek olan kim? İşte o, bunu (n mükafatını) kat kat artıracakdır. Ona (başkaca) çok değerli bir mükafat da vardır.
12
O günde ki erkek mü'minlerle kadın mü'minleri — nuurları önlerinden ve sağlarından koşar bir halde görürsün. (Melekler onlara) "Bugün sizin müjdeniz, içlerinde ebedi kalacağınız, altlarından ırmaklar akan cennetlerdir" (diyeceklerdir). İşte bu, büyük muraada ermenin ta kendisidir.
13
O günde ki erkek münafıklarla kadın münafıklar, iman etmiş olanlara "Bizi bekleyin. Nuurunuzdan bir parça ışık alalım" diyecekler) dir. (O gün onlara istihza suretiyle) "Dönün arkanıza da bir nuur arayın" denilmiş (denilecek), nihayet onlar (la iman etmiş olanlar) ın arasına kapılı bir dıvar çekilmişdir (çekilecekdir). (öyle ki) onun içinde rahmet, dış yanında da azab vardır.
14
(Münafıklar) onlara bağrışırlar: "Biz sizinle beraber değil miydik"? "Evet, dediler (derler, beraberdik). Fakat kendinizi siz kendiniz yakdınız. (Hep mü'minlerin felaketini) gözetdiniz. (İslam dini hakkında) şübhe etdiniz. Sizi kuruntular aldatdı. Sizi o çok aldatan, Allaha karşı bile aldatdı". Nihayet (işte) Allahın emri gelib çatdı.
15
İşte bugün ne sizden (ey münafıklar), ne de (zaahiren ve baatınen) küfredenlerden hiçbir fidye (-i necat) alınmaz. Sığınacağınız yer ateşdir, size yaraşan odur. O, ne kötü gidiş yeridir!
16
iman edenlerin, Allahı ve Hakdan ineni zikr için, kalblerinin saygı ile yumuşaması zamanı hala gelmedi mi? Onlar, daha evvel kendilerine kitab verilib de üzerlerinden uzun zaman geçmiş, artık kalbleri kararmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan bir çoğu (dinlerinden çıkmış) faasıklardı.
17
Şu hakıykatı bilin ki Allah yere, ölümünden sonra, can veriyor. Muhakkak ki biz, aklınız ersin diye, size ayetleri açıkça bildirdik.
18
Hakıykat, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allaha karz-ı hasenle Ödüne verenler (yok mu?) onlar (ın mükafatı) kat kat artırılır. Onlar için çok şerefli (başka) bir mükafat da vardır.
19
Allaha ve peygamberlerine iman edenler (yok mu?) Onlar sözü özü doğru olanlar, Allah için şahidlik edenlerdir. Onların hem mükafatları, hem nuurları vardır. Küfredenler (e), ayetlerimizi yalan sayanlar (a gelince:) Onlar da cehennemin yaranıdırlar.
20
Bilin ki (ahiret kazancına yer vermeyen) dünya hayatı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir süsdür, aranızda bir öğünüşdür. Mallarda ve evladlarda bir çoğalışdır. (Bunun) misali, bitirdiği nebat ekicilerin hoşuna giden bir yağmur gibidir. (Fakat) sonra o (nebat) kurur da sen (onu) sapsarı bir haale getirilmiş görürsün. Sonra da o, bir çörçöp olur. Ahiretde çetin azab vardır, Allahdan mağfiret ve rızaa vardır. Dünya hayatı (ndan faidelenmek) bir aldanış faidesinden başka (bir şey) değildir.
21
Rabbinizden mağfirete ve — genişliği yerle, göğün eni kadar olan, Allaha ve peygamberlerine iman edenler için hazırlanmış bulunan — cennete (ulaşmak) için yarış yapıb kazanın. İşte bu, Allahın fazl (-u kerem) idir ki onu kime dilerse ona verir. Allah, büyük fazl (-u inayet) saahibidir.
22
(Gerek) yerde, (gerek) nefislerinizde herhangi bir musiybet vukua gelmemişdir ki bu, bizim onu yaratmamızdan evvel mutlakaa bir kitabda (yazılmış) dir. Şübhesiz ki bu, Allaha göre kolaydır.
23
(Allah bunu) elinizden çıkana tasalanmayasınız, Onun size verdiği ile sevinip şımarmayasınız diye (yazmışdır). Allah çok böbürlenen her kibirliyi sevmez.
24
Onlar cimrilik yapanlar insanlara da cimriliği emredenlerdir. Kim arka dönerse şübhe yokdur ki Allah, her şeyden müstağni, bütün hamdlere layık olanın ta kendisidir.
25
Andolsun ki biz elçilerimizi açık açık bürhanlarla gönderdik ve insanların adaleti ayakda tutmaları için, beraberlerinde de kitabı ve mizanı indirdik. Bir de kendisinde hem çetin bir sertlik, hem insanlar için menfaatler bulunan demiri indirdik. Çünkü (bununla) Allah, kendisine ve peygamberlerine gıyaben kimlerin yardım edeceğini belli edecekdir. Şübhesiz ki Allah, en büyük kuvvet saahibidir, yegane gaalibdir.
26
Andolsun biz Nuuhu ve İbrahimi (peygamber olarak) gönderdik. Peygamberliği de, kitabı da onların nesillerine verdik. Binnetice içlerinden doğru yolu bulanlar var (idiyse de) bir çoku da faasık kimselerdi onların.
27
Sonra bunların izleri üzerinde, ardı ardınca peygamberlerimizi yolladık. Arkalarından da Meryem oğlu isayı gönderdik. Ona incili verdik. Kendisine tabi olanların yüreklerine bir şefekat ve merhamet koyduk. Onların (yeni bir adet olmak üzere) ihdas etdikleri rehbanlığa (gelince:) Onu üzerlerine biz farzetmedik. Ancak (onlar bunu sırf) Allahın rızaasını aramak için yapdılar. Fakat buna hakkıyle riaayet de etmediler. Biz de içlerinden (gerçek) iman edenlere mükafatlarını verdik. Onlardan bir çoğu ise (doğru yoldan) çıkanlardı.
28
Ey iman edenler, Allahdan korkun. Onun peygamberlerine de iman edin ki (Allah) size rahmetinden iki (kat) nasıyb versin. Sizin için, (yardımıyle), yürüyeceğiniz bir nuur lütfetsin. Sizi yarlığasın. Allah hakkıyla yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.
29
Ehl-i kitab, hakıykaten Allahın fazl (-u kerem) inden hiçbir şey'e nail olamayacaklarını, muhakkak bütün inayetin Allahın elinde bulunduğunu, onu (ancak) dileyeceği kimselere vereceğini bilmedikleri için mi (küfürde inad ediyorlar? Halbuki bunu pek a'la biliyorlar da). Allah büyük fazl (-u kerem) saahibidir.