6
SURE

Enam Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Hamd olsun — O gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden — Allaha. Kafir olanlar (bunca ayet ve delillerin zuhurundan) sonra (bunları veya bunlardan bir kısmını) haala Rableriyle denk tutuyorlar.
2
O, sizi bir çamırdan yaratan, sonra ölüm zamanını hükm-ü takdir edendir. Bir de Onun katında ma'lum (başka) bir ecel vardır. (Ey kafirler, bunu bilib durdukdan) sonra da haala (ba's hakkında) şübhe edersiniz ha!
3
O, göklerde de, yerde de (ibadete müstehık olan) Allahdır. Sizin içinizi de bilir O, dışınızı da. (Hayr ve şer) ne kazanacağınızı da bilir O.
4
Onlara (Mekkelilere) Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyedursun, onlar ille bundan yüz çeviricilerdir.
5
İşte onlar hak (olan Kur'an) ı, kendilerine gelince, yalanlamışlardır. Fakat yakında onlara ne ile alay etmekde olduklarının (müdhiş) haberleri gelecekdir.
6
Biz, kendilerinden evvel nice nesil (ler) i helak etdik, görmediler mi? (Ey Mekkeliler) biz onlara yer (yüzün) de size vermediğimiz (bütün) imkanları verdik, gökden üstlerine bol bol (yağmurlar) gönderdik, (evlerinin) altlarından akar ırmaklar yapdık da günahları yüzünden yine onları yok edib arkalarından başka nesil (ler) peyda etdik.
7
(Habibim) eğer sana kağıd içinde (yazılı) bir kitab göndermiş olsaydık da kendileri de elleriyle onu tutmuş bulunsalardı o küfredenler yine behemehal: "Bu, apaçık bir büyüden başkası değildir" derlerdi.
8
Ona (peygambere "Bizim de görebileceğimiz) bir melek gönderilmeli değil miydi?" dediler. Eğer biz (öyle) bir melek gönderseydik elbette (helakleri) iş (i) bitirilmiş olur, sonra (tevbe etmeleri de beklenmez,) kendilerine göz bile açdırılmazdı.
9
Eğer onu (peygamberi) bir melek yapsaydık onu (o meleği) de her halde bir adam (suretinde) gösterir ve her halde onları yine düşmekde oldukları şüpheye düşürürdük.
10
(Habibim) andolsun, senden evvelki peygamberlerle de istihza (alay) edildi de eğlenmekde oldukları şey (ler, ya'ni hak), içlerinden o maskaralık edenleri çepeçevre kuşatıverdi.
11
De ki: "Yer (yüzün) de gezib dolaşın, sonra da bakın ki (peygamberleri) yalanlayanların sonu nice olmuşdur".
12
De ki: "Göklerde ve yerde olan her şey kimin?" De ki: "Allahındır". O, rahmeti kendi üstüne yazmışdır. Hepinizi, hakkında hiç bir şübhe olmayan kıyamet gününe (götürüb) toplayacakdır. Nefislerini sen büyük ziyana uğratanlar (yok mu?). İşte iman etmeyecek olanlar onlardı..
13
Gecenin ve gündüzün içinde barınan her şey Onundur. O, hakkıyle işidendir, gerçek bilendir.
14
De ki: "Gökleri, yeri yokdan var eden —ki O yedir (ib besl) iyor, kendisi yediril (ib beslen) miyor (ve bundan münezzeh bulunuyor) Allahdan başkasını mı Tanrı edinecekmişim ben"? De ki: "Bana hakıykaten müslüman olanların birincisi olmaklığım emredildi. Sakın Allaha eş tutanlardan olma (denildi)".
15
De ki: "Eğer ben Rabbime isyan edersem o büyük günün azabından elbette korkarım".
16
"O gün kim azabdan döndürülür (kurtarılır) sa muhakkak ki (Allah) onu esirgemişdir. Apaçık kurtuluş (ve seadet) de işte budur".
17
Eğer Allah sana bir bela dokundurursa onu kendisinden başka hiç bir giderici yokdur. Eğer sana bir hayır (ve ni'met) de dokundurursa... İşte O, her şey'e hakkıyle kaadirdir.
18
O, kullarının üstünde (eşsiz) kahr (galebe ve tasarruf) saahibidir. O, yegane hüküm ve hikmet saahibidir, her şeyden hakkıyle haberdardır.
19
De ki: "Şahid olmak bakımından hangi şey daha büyük?" De ki: "Benimle sizin aranızda (hak peygamber olduğuma) Allah hakkıyle şahiddir. Şu Kur'an bana — sizi de, (sizden sonra) erişen (ler) i de inzar etmekliğim için — vahyolundu. Allahla beraber başka tanrılar da olduğuna gerçekden siz mi şahidlik ediyorsunuz"? De ki: "Ben (buna) şahidlik etmem". De ki: "O, ancak bir tek Tanrıdır ve sizin eş tutmakda olduğunuz nesnelerle muhakkak ki benim bir ilişiğim yokdur".
20
Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler onu (o hak peygamberi) öz oğullarını nasıl tanıyorlarsa öyle tanırlar. Nefislerini hüsrana uğratanlar (yok mu?) işte onlardır ki (peygambere) inanmazlar.
21
Allaha karşı bir yalan uydurandan, yahud onun ayetlerini yalan sayandan daha zaalim de kimdir? Şu muhakkak ki o zaalimler muradlarına ermeyecekdir.
22
Hele onları hep birden toplayacağımız ve (bundan) sonra Allaha eş tutanlara: "Nerde (tapındığınız ve) boş yere da'vasını gütdüğünüz ortaklarınız? diyeceğimiz gün...
23
(Bu sualden) sonra (guya kurtulabilmeleri için) onların (baş vuracakları) fitne: "Rabbimiz olan (Sen) Allaha andederiz ki biz eş tutanlardan değildik" dedelerinden başka (bir şey) olmadı (olmayacakdır).
24
Bak, vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediler, düzmekde" oldukları şeyler (o yapma tanrılar) da (nasıl) kendilerinden ayrılıb gaaib oldu!
25
İçlerinden sana kulak verib de (okuduğun Kur'anı) dinleyenler vardır. Halbuki biz, onu iyice anlayabilmelerine mani olmak için yüreklerinin üstüne perdeler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar (istedikleri) her mu'cizeyi görseler yine ona inanmazlar. Hatta o küfredenler sana geldikleri zaman seninle çekişmiye kalkışarak: "Bu (Kur'an), eskilerin masallarından başka (bir şey) değildir der (ler).
26
Onlar, hem (insanları) bundan (peygambere yaklaşmakdan) vaz geçirmiye çalışırlar, hem kendileri ondan uzaklaşırlar. Onlar bilmeyerek kendilerinden başkasını helake sürüklemiş olmuyorlar.
27
Onlar ateşin karşısında durdurulub da: "Ah bize ne olurdu, (dünyaya) bir geri döndürülseydik, Rabbimizin ayetlerini yalan saymasaydık, iman edenlerden olsaydık" dedikleri zaman (onları) bir görsen!
28
Hayır, öteden beri gizleyegeldikleri, şeyler açıkça karşılarına dikilib çıkdı (ğından böyle söylüyorlar. Yoksa) geri gönderilseler bile yine vaz geçirilmek istendikleri şeylere döneceklerdir. Çünkü onlar, şübhesiz yalancıdırlar.
29
Dediler ki: (Bu) dünya hayatımızdan başka bir hayat yokdur. Biz bir daha diriltilecekler değiliz".
30
Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman sen (onları) bir görsen! (O vakit Allah) "Şu (alem) hak değil miymiş?" demiş, onlar da "Rabbimize andolsun, evet" demişlerdir (diyeceklerdir). "Öyle ise, dedi (diyecek), küfür (ve inkar) edegeldiğiniz şeyler yüzünden tadın azabı"!
31
Allahın huzuruna çıkmayı yalan sayanlar gerçek en büyük ziyana uğramışdır. Nihayet kendilerine ansızın kıyamet günü çatdığı zaman, onlar (günah) yüklerini sırtlarının üstüne yükleyerek, demişler (diyecekler) ki: "orada (Hayatda) yapdığımız taksirlerden dolayı eyvah bize!.. Dikkat edin, ne kötüdür o yüklenib taşıyacakları şeyler!
32
Dünya hayatı bir oyundan, bir oyalanmadan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise sakınacaklar (takvaaya erecekler) için elbet daha hayırlıdır. Haala aklınız başınıza gelmeyecek mi?
33
(Habibim) şu hakıykatı çok iyi biliyoruz ki onların söyleyegeldikleri (sözler) seni her halde tasaya düşürüyor. Onlar hakıykatde seni yalanlamıyorlar, fakat o zaalimler bile bile Allahın ayetlerini inkar ediyorlar.
34
Andolsun, senden evvelki peygamberler (in kendileri) yalanlanmadı da tekzib edildikleri ve ezaya uğratıldıkları şeylere karşı sabr etmişlerdi. Nihayet onlara yardımımız gelib yetişdi. Allahın kelimelerini (katlananlar hakkındaki nusret va'dini) değişdirebilecek (hiç bir ferd ve kuvvet) yokdur. Andolsun, (tarafımdan) gönderilen (o peygamber) lerin haberinden bir kısmı sana da geldi.
35
Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır gelmiş olub da kendilerine bir ayet (bir mu'cize) getirmen için yerde bir baca veya gökde bir merdiven araman (gibi ham ve icabsız tekliflere) uymak istersen (şunu bil ki) eğer Allah dileseydi onların hepsini muhakkak hidayet üzerinde toplardı. O halde sakın bilmeyenlerden olma.
36
Ancak seni (can kulağıyle) dinleyenlerdir ki (da' vetine) icabet eder. Ölüler (e gelince:) Onları da Allah diriltir. Sonra yine ancak Ona döndürülürler.
37
(Şöyle) dediler: "Ona Rabbinden bir ayet (mu'cize) indirilmeli değil miydi?". De ki: "Şübhesiz Allah ayet (mu'cize) indirmiye kaadirdir". Fakat onların çoğu bilmezler.
38
Yerde yürüyen hiç bir hayvan ve iki kanadıyle uçan hiç bir kuş hariç olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz o kitabda hiç bir şey'i eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi de) ancak Rablerine toplanıb getirilirler.
39
Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklarda (kalmış) sağırlar, dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu şaşırtır, kimi de dilerse onu doğru yol üstünde tutar.
40
De ki: "Bana haber verir misin: Eğer size Allahın azabı gelir, yahud size kıyamet gelib çatarsa Allahdan başkasını mı çağıracaksınız? Eğer (putlarınızın şefaatçi olduğunu söylemekde) saadık (adamlar) iseniz (çağırın onları bakayım)"!
41
Hayır, (putlarınızı değil) ancak Onu (Allahı) çağırır (Ona düa ve iltica eder) siniz. O da kendisine çağırdığınız her hangi bir şey'i (belayı), dilerse, açar (önler, giderir) ve (o vakit) siz (Allaha) eş tutmakda olduğunuz şeyleri (putları hatırınıza bile getirmeyerek) unutursunuz.
42
Andolsun ki biz, senden evvelki ümmetlere de peygamberler gönderdik de (küfr-ü inkarlarından dolayı) kendilerini çetin bir yoksullukla, çeşitli hastalıkla yakaladık, olur ki yalvarırlar, (tevbe ederler diye).
43
İşte onlar kendilerine (öyle) bir azabımız gelib çatdığı zaman olsun yalvarmalı değil miydiler? Fakat yürekleri katılaşmış, şeytan da yapmakda oldukları (ma'siyetleri) süsleyib püslemişdi.
44
Onun için bunlar kendilerine ne hatırlatıldı, öğüd verildiyse onları unutunca üzerlerine her şey'in (her zevkin, her nimetin) kapılarını açdık, nihayet kendilerine verilen o şeyler (o genişlik ve o serbestlik) yüzünden (tam şımarıb) ferahlandıkları vakit da onları ansızın tutub yakalayıverdik ve artık o anda onlar bütün ümidlerinden mahrum kaldılar.
45
İşte bu suretle, zulm edenler güruhunun ardı arkası kesilmişdi. Hamd, alemlerin Rabbi olan Allahındır.
46
(Habibim, Mekkelilere) de ki: "Bana haber verin: Eğer Allah kulağınızı, gözlerinizi al (ıb sizi sağır ve kör bırak) ırsa, kalblerinizin üstüne bir de mühür vurursa Allahdan başka onları size getirecek tanrı kimdir"? Bak, ayetlerimizi türlü türlü nasıl açıklıyoruz da onlar yine (bu ayetlerimizden) yüz çeviriyorlar.
47
De ki: "Bana haber verin: Eğer Allahın azabı ansızın (habersizce), yahud açıkdan açığa gelib size çatarsa zaalimler güruhundan başkası helake uğratılmış olur mu"?
48
Biz peygamberleri rahmetimizin müjdecileri ve azabımızın habercileri olmakdan başka (hal ve sıfatlarla) göndermeyiz. O halde kim iman eder ve (kendini) düzeltirse onların üzerine hiç bir korku yokdur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.
49
Ayetlerimizi yalan sayanlar (a gelince:) Onlara da, sapmış oldukları fısk yüzünden, azab dokunacakdır.
50
De ki: "Size benim yanımda Allahın hazineleri var demiyorum. Ben gaybı bilmem. Size hakıykat ben bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyolunmakda olan (Kur'an) dan başkasına uymam. De ki: "Görmeyenle gören bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz"?
51
Rablerine (götürülüb) toplanacaklarından korkanları sen onunla (Kur'an ile) inzar et ki onların Ondan (Rablerinden) başka ne bir yari, ne de bir şefaatçisi yokdur. (Senin bu inzarın) onların sakınmaları içindir.
52
Sabah, akşam Rablerine, sırf Onun cemalini dileyerek, düa edenleri (huzurundan) koğma. Onların (kafirlerin) hesabından hiç bir şey sana, senin hesabından hiç bir şey de onlara aid değildir. Onları (fakirleri) koğarsın (amma) zaalimlerden olursun.
53
Biz, onlardan (insanlardan) kimini kimi ile — (sırf) "Allah (buldu buldu da) aramızdan bunlara, bunların üzerine mi lutfünü reva gördü"? desinler diye — işte böyle imtihan etdik. Allah şükredenleri daha iyi bilen değil mi?
54
Ayetlerimize iman (da sebat) edenler sana geldiği zaman de ki: "Selam sizlere. Rabbiniz kendi üzerine (şu) rahmeti yazdı: İçinizden kim bilmeyerek bir fenalık yapıb da sonra arkasından tevbe etmiş ve düzelmiş ise şübhesiz ki O, çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
55
Günah işleyenlerin yolu seçilib sana belli olsun diye böylece ayetleri açıklıyoruz.
56
De ki: "Allahı bırakıb da tapdığınız şeylere tapmam bana yasak edildi". De ki: "Ben sizin heva (ve heves) lerinize asla uymam. Bu takdirde muhakkak sapmış ve ben doğru yola erenlerden olmamış bulunurum".
57
De ki: "Şübhesiz ben Rabbinden apaçık bir hüccetin (tam) üstündeyim. Siz ise onu yalan saydınız. Sizin çarçabık (gelmesini) istemekde olduğunuz (azab) benim yanımda değildir. Hüküm de Allahdan başkasının değildir ki doğruyu O haber verir ve O, ayırd edenlerin en hayırlısıdır".
58
De ki: "Eğer o acele isteyegeldiğiniz şey benim yanımda (elimde) olsaydı iş benimle sizin aranızda elbette olub bitirilmiş olurdu". (Bununla beraber) Allah zaalimleri çok iyi bilendir.
59
Gaybın anahtarları Onun yanındadır. Kendinden başkası bunları bilmez. Karada ve denizde varsa hepsini O bilir. Onun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru (hiç bir şey) müstesna olmamak üzere hepsi apaçık bir kitabdadır.
60
Geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan), gündüzün ne elde etdiğinizi bilen, sonra sizi o zaman (diriltircesine) uyandıran Odur. Taki (böyle böyle) muayyen olan bir ecelin (bir ömrün) hükmü icra ve itmam edilmiş olsun. Yine dönüşünüz ancak Onadır. (Bundan) sonra ise O, size (dünyada) ne yapardınız haber verecekdir.
61
O, kullarının üzerine (yegane) kahr-u galebe (ve tasarruf) saahibidir. Size bekçi (melek) ler yolluyor. Nihayet her hangi birinize ölüm geldi mi (o) elçilerimiz, onlar artık ve eksik bir şey yapmaksızın, onun ruhunu alırlar.
62
Sonra (görürsünüz ki) bunlar, bütün işlerine hak ve adl ile malik olan Allaha, (Allahın hükmüne ve cezasına) döndürü (lüb götürü) lmüşlerdir. Gözünüzü açın ki bütün hüküm Onundur. O, hesab görücülerin en sür'atlisidir.
63
De ki: "Karanın ve denizin karanlıkları içinden sizi kim kurtarıyor ki ona (aşikar ve) gizli yalvararak (şöyle) düa edersiniz: Eğer bizi bundan selamete erdirirsen andolsun şükredenlerden olacağız".
64
De ki: "Sizi ondan ve her sıkıntıdan Allah kurtarır da sonra siz yine (Ona) eş katarsınız".
65
De ki: "O, size üstünüzden, yahud ayaklarınızın altından bir azab göndermiye veya sizi birbirinize katıb kiminizden kiminin hıncını tatdırmıya kaadirdir". Bak, ayetleri, onlar iyice anlasınlar diye, nasıl türlü türlü açıklıyoruz!
66
O (Kur'an) hak iken kavmin onu yalan saydı. De ki: "Ben sizin üzerinize (gönderilmiş) bir vekil değilim".
67
"Her bir haberin kararlaşmış bir zamanı vardır. Siz de yakında öğrenirsiniz".
68
Ayetlerimiz hakkında (münasebetsizliğe) dalanları gördüğün zaman — onlar Kur'andan başka bir sözle meşgul oluncaya kadar — kendilerinden yüz çevir. Eğer şeytan seni unutdurursa, o halde hatırladıkdan sonra artık o zalimler güruhu ile beraber oturma.
69
Onların hesabından hiç bir şey takvaada sebat edenlerin üstüne (lazım) değil. Fakat (uhdelerine düşen) bir nasıyhatdir. Olur ki sakınırlar.
70
Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinen, kendilerini dünya hayaatı aldatmış bulunan kimseleri (öylece haaline) bırak. Sen yalınız onunla (Kur'an ile) va'z et ki hiç bir kimse kazandığı (günah) yüzünden helake sürüklenib atılmasın. Ona Allahdan ne bir yar, ne de bir şefaatçi yokdur. O, bütün varını fidye olarak verse yine ondan alın (ıb kabul olun) maz. Onlar (dünyada) kazandıkları (günahlar) yüzünden helake sürüklenmiş kimselerdir. Küfr-ü inkar etmekde oldukları (hakıykatler) den dolayı kaynar su ve acıklı azab onlar içindir.
71
De ki: "Allahı bırakıb da bize ne faide, ne zarar yapamayacak olan şeylere (putlara) mı tapalım? Allah bizi doğru yola iletdikden sonra — şeytanların sapdırıp şaşkın bir halde çöle düşürmek istedikleri, arkadaşlarının ise "Bize gel" diye yola çağırdıkları kimse gibi — ökçelerimizin üzerine gerisin geri mi (şirke) döndürülelim"? De ki: "Allahın hidayet yolu şübhesiz ki doğru yolun ta kendisidir ve biz (kendimizi) kainatın Rabbine teslim etmemizle emrolunmuşuzdur.
72
Bir de "Namaz kılın, Ondan (Allahdan) korkun" (diye emrolunmuşuzdur). Huzuruna varıb toplanacağınız (Zat-i kibriya) Odur.
73
O, gökleri ve yeri hak (ve hikmet) le yaratandır. Onun "ol" diyeceği gün (her şey) oluverir. Sözü hakdır. "Suur" üfürüleceği gün de mülk Onun. Görünmeyeni de, görüneni de bilendir. O, yegane hikmet saahibi, (her şeyden) hakkıyle haberdar olandır.
74
Bir zaman İbrahim, atası Azere: "Sen putları tanrı mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum" demişdi.
75
Biz İbrahime (hakıykatı nasıl öğretdiysek, istidlalde bulunması ve) kesin ilme erenlerden olması için göklerin ve yerin büyük mülkünü de öylece gösteriyorduk.
76
İşte o, üstüne gece bürüyüb örtünce bir yıldız görmüş, "Bu mu benim Rabbim?!" demiş, o sönüb gidince ise şöyle demişdi: "Ben böyle sönüb batanları (Tanrı diye) sevmem".
77
Sonra ayı doğar halde görünce de: "Bu mu benim Rabbim?!" demiş, fakat o da batıb gidince: "Andolsun, demişdi, eğer Rabbim bana hidayet etmemiş olsaymış muhakkak sapanlar güruhundan olacakmışım".
78
Sonra güneşi doğar vaz'iyyetde görünce de: "Bu mu imiş benim Rabbim?! Bu, hepsinden de büyük!" demiş, batınca da (şöyle) söylemişdi: "Ey kavmim, (Gördünüz ya, bunların hepsi fani ve mahlukdur) Ben sizin (Allaha) eş katageldiğiniz nesnelerden kat'iyyen uzağım".
79
"Şübhesiz ki ben, bir müvahhid (Allahı bir tanıyıcı) olarak, yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allaha yöneltelim. Ben müşriklerden değilim".
80
Kavmi ona (düşmanca ve cahilce) hüccet getirmiye kalkışdı. O dedi ki: "Allah beni doğru yola iletmişken siz benimle Onun hakkında haala çekişiyor musunuz? Ben Ona eş tanıdığınız şeylerden (hiç bir zaman) korkmam. Meğer ki Rabbim (hakkımda) bir şey (bir felaket) dilemis olsun. Rabbimin ilmi her şey'e sargın ve taşkındır. Haala düşünüb öğüd almayacak mısınız"?
81
"Hem Allahın size (haklarında) hiç bir delil ve bürhan indirmediği şeyleri siz (Ona) eş tanıdığınızdan korkmazken ben eş tutduğunuz o nesnelerden nasıl korkarım? Şimdi biliyorsanız (söyleyin) iki zümreden hangisi (korkudan) emin olmıya daha layıkdır?"
82
İman edenler, bununla beraber imanlarını haksızlıkla da bulaşdırmayanlar, işte (ancak) onlardır ki (korkudan) emin olmak hakkı kendilerinindir. Onlar doğru yolu bulmuş kimselerdir.
83
İşte bunlar kavmine karşı İbrahime ver (ib öğret) diğimiz hüccetlerdi. Biz kimi dilersek onu derece derece yükseltiriz. Şübhe yok ki Rabbin tam hikmet saahibidir, hakkıyle bilendir.
84
Biz ona İshak ile Ya'kubu ihsan etdik ve her birini hidayete (nübüvvete) erdirdik. Daha evvel de Nuhu ve onun neslinden Davudu, Süleymanı, Eyyubu, Yusufu, Musayı ve Harunu hidayete (nübüvvete) kavuşdurduk. Biz iyi hareket edenleri işte böyle mükafatlandırırız.
85
Zekeriyyaya, Yahyaya, İsaya, İlyasa da (böyle hidayet verdik). (Onların) hepsi saalihlerdendi.
86
İsmaili, Elyasa'ı, Yunusu, Lutu da (hidayete iletdik). Her birine alemlerin üstünde yüksek meziyyetler verdik.
87
Onların babalarından, zürriyyetlerinden, biraderlerinden kimini de (yine üstün imtiyazlara mazhar etdik), onları seçdik, onları doğru bir yola götürdük.
88
İşte o (yol), Allahın hidayet yoludur ki O, bunu kullarından kime dilerse ona nasıyb eder. Eğer onlar da (Allaha) eş koşsalardı yapageldikleri her şey kendi hesablarına elbette boşa gitmişdi.
89
Onlar, kendilerine kitab, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizde. Şimidi bunlar (Kureyş kavmi) bunları (bu delilleri) tanımayıb da kafir olurlarsa (zaten) biz ona, bunu inkar etmeyen bir kavmi vekil (ve me'mur) kılmışızdır.
90
Onlar (o peygamberler) Allahın hidayet etdiği kimselerdir. O halde sen de onların gitdiği doğru yolu tutub ona uy. De ki: "Ben buna karşı (bu risalet vazifesini ifa etmeme mukaabil) sizden hiç bir ücret istemiyorum. O (Kur'an), alemler için öğüdden başka bir şey değildir".
91
Yahudiler de) Allahın kadrini, ona layık olacak bir suretde, hakkıyle takdir etmediler. Çünkü "Allah hiç bir beşere hiç bir şey indirmedi" dediler. Söyle (onlara) ki: "Musanın insanlara bir nur ve hidayet olmak üzere getirdiği ve sizin de parça parça kağıdlar haaline koyub (işinize geleni gösterib) açıkladığınız, (fakat) çoğunu gizlediğiniz o' kitabı kim indirdi? Sizin de, atalarınızın da bilmediğiniz şeyler (Kuranda) size öğretilmişdir". (Habibim) sen "Allah" de (geç) ve sonra onları bırak ki daldıkları batakda oynaya dursunlar!
92
İşte bir kitab ki onu — bir feyz kaynağı ve elleri arasındaki (Tevrat ve İncili) tasdıyk edici (ve doğrultucu) olarak, bir de şehirlerin anası (bulunan Mekke) ile bütün çevresindeki (insanları) azab ile korkutman için — indirdik. Ahirete inanmakda olanlar — onlar namazlarına devam (ve ihtimam) ederek — ona (Kur'ana) inanırlar.
93
Allaha karşı yalan düzüb atandan, yahud kendisine hiç bir şey vahy edilmemişken "Bana da (kitab) vahy olundu" diyenden, bir de "Allahın indirdiği (ayetler) gibi ben de indireceğim" diye söyleyenden daha zaalim kimdir? Ölümün şiddetleri içinde, meleklerin de pençelerini uzatarak kendilerine "(Haydi bakalım), canlarınızı kurtarın! Allaha karşı haksız olanı söyleyegeldiğiniz, Allahın ayetlerinden kibirlenerek uzaklaşmış olduğunuz içindir ki bugün hakaaret azabıyle cezalandırılacaksınız" (dedikleri zaman) sen o zaalimleri bir görmelisin!
94
Andolsun, sizi ilk defa (doğumunuzda) yaratdığımız gibi (ahıretde de) yapayalınız, teker teker (çırılçıplak) huzurumuza gelmişsinizdir (geleceksiniz). Size ihsan etdiğimiz şeyleri (malları) da sırtlarınızın arkasına bırakmışsınızdır. İçinizde, kendileri hakıykaten (Allahın) ortakları olduğunu boş yere iddia etdiğiniz şefaatçilerinizi de şimdi yanınızda görmüyoruz. Andolsun, aranızdaki (bağ) parça parça kopmuşdur. Haklarında kuru zan besler olduğunuz şeyler (putlar) sizden gaaib olub gitmişdir.
95
Şübhesizki Allah (ot bitirmek için) taneleri, (ağaç çıkarmak için) çekirdekleri yaratandır. Ölüden diriyi O çıkarır, diriden ölüyü çıkaran da Odur. İşte Allah bu. O halde (bunca bürhanlara rağmen) nasıl olub da (imandan) çevriliyorsunuz?
96
Sabahı (gecenin karanlığından) yarıb çıkarandır O. Geceyi (halkın) bir sükun (u, dinlenmesi), güneşi ve ayı (vakıtların) bir hesab(ı) olarak yaratandır O. İşte bütün bunlar (mülkünde) mutlak gaalib, (her şey'i) hakkıyle bilen (Allah) ın takdiridir.
97
O, karanın ve denizin karanlıkları içinde kendileriyle yollarınızı doğrultmanız için, sizin faidenize, yıldızları yaratandır. Biz ayetlerimizi bilir kimseler için, hakıykat, açıkça bildirdik.
98
O, sizi bir tek candan yaratandır. Sonra (sizin için) bir karaar yeri, bir de emanet yeri (vardır). Biz iyi ve ince anlayacak zümrelere ayetlerimizi hakıykaten açıkça bildirdik.
99
O, gökden (bulutla) su indirendir. Sonra biz onunla bir şey'in (her nevin) nebatını (bitirib) çıkardık, içlerinden de taze ve yeşil (fidanlar) meydana getirdik ki ondan da (büyütüb) birbirinin üstüne binmiş tane (ler), hurma domurcuğundan (el ile tutulabilecek derecede) yakın salkımlar, birbirine hem benzeyen, hem benzemeyen üzümlerden, zeytinden ve nardan bağçeler yapıb çıkarıyoruz. (Her birinin) meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de kemale erişdiği vakit bakın. Şübhesiz ki bütün bunlarda iman edecekler için bir çok ibretler vardır.
100
Cinleri Ona (Allaha) ortak yapdılar. Halbuki bunları da O yaratmışdır. Bundan başka (ne dediklerini) bilmeden Onun oğulları ve kızları olduğunu da uydurub söylediler. Onun zati ise vasfedegeldiklerinden çok uzakdır, çok yücedir.
101
O, gökleri ve yeri yokdan var edendir. Onun nasıl çocuğu olabilir? (Bu, nasıl düşünülebilir?) Onun bir eşi de yokdur. Her şey'i O yaratmış ve O, her şey'i hakkıyle bilendir.
102
İşte Rabbiniz olan Allah! Ondan başka hiç bir Tanrı yokdur. O, her şey'i yaratandır. O halde Ona kulluk edin. O, her şey'in üstünde (güvenilib dayanılacak mutlak) bir vekildir.
103
Ona gözler erişemez. O (nun ilmi) ise bütün gözleri ihaata eder. O, (kulları hakkında) gerçek rıfk-u lutf saahibidir. (Her şeyden de) haberdardır.
104
Size Rabbinizden muhakkak basıyretler gelmişdir. Artık kim (onlarla hakkı) görür (ve iman eder) se kendi lehine, kim (ondan) kör kalırsa o da kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde bir bekci değilim.
105
İşte biz ayetleri böylece türlü türlü beyan ederiz. Taki onlar: "Sen okumuşsun" desinler ve biz onu (Kur'anı) bilecek zümrelere besbelli edelim.
106
Kendisinden başka hiç bir Tanrı bulunmayan Rabbinden sana vahy olunana uy. (Allaha) ortak tutanlardan yüz çevir.
107
Eğer Allah dileseydi onlar (böyle Allaha) ortak katmazlardı. Biz seni onların başına bir gözcü yapmadık. Sen onların üzerine bir vekil de değilsin.
108
Allahdan başkasını (Tanrı edinerek) çağıranlara sövmeyin. Sonra onlar da haddi aşarak nadanlıkta Allaha söverler. Biz her ümmetin yapdıklarını (kendilerine) öylece hoş gösterdik. Sonunda, dönüşleri yalınız Rablerinedir. Artık O, ne yapıyor idiyseler kendilerine haber verecekdir.
109
Allaha yeminlerinin bütün hızıyla andetdiler ki eğer kendilerine (istedikleri gibi) bir ayet (bir mu'cize) gelirse her halde ona inanacaklar. De ki: "Ayetler ancak Allahın nezdindedir". O (ayet) geldiği zaman da onların yine iman etmeyeceklerinin siz farkında değil misiniz?
110
Onlar, evvelce indirilen (ayet) lere iman etmedikleri gibi (bundan sonra da iman etmeyeceklerdir). Biz, onların gönüllerini ve gözlerini (ters) çevirmiş, kendilerini azgınlıkları, taşkınlıkları içinde serseri ve şaşırmış oldukları halde terketmiş bulunuyoruz.
111
Eğer hakıykaten biz onlara melekleri indirseydik, ölüler kendileriyle konuşsaydı, her şey'i de onlara karşı (senin söylediklerine) kefiller (ve şahidler) olmak üzere bir araya getirib toplasaydık onlar, Allah dilemedikçe, yine iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
112
Biz, (sana yapdığımız gibi) her peygambere de insan ve cin şeytanlarını böylece düşman yapdık. Onlardan kimi kimine, aldatmak için, yaldızlı bir takım söz (ler ve vesveseler) telkıyn eder. Eğer Rabbin dileseydi bunu (bu telkıyni) yapmazlardı. Öyle ise onları düzmekde oldukları yalanlarıyla beraber (baş başa) bırak.
113
Bir de (bu telkıyni) ahirete inanmazların gönülleri ona ağsın, ondan hoşlansınlar, kazanmakda oldukları (günahı) onlar ko-kazana dursunlar diye (yapar).
114
(Habibim, de ki:) "O, size o kitabı (kendinde hak ile baatıl tamamen) açıklanmış (ayırd edilmiş) bir halde indirmişken (benimle sizin aranızda tutub da) Allahdan başka bir hakem mi arayacak mışım"? Kendilerine kitab verdiğimiz o kimseler de bilirler ki o (Kur'an) hiç şübhesiz Rabbinden hak olarak indirilmişdir. Öyle ise sakın şüpheye düşenlerden olma.
115
Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tam kemalindedir. Onun kelimelerini değişdirici (hiç bir şey ve hiç bir kuvvet) yokdur. O, (dedikoduları) hakkıyle işiden (küfr edenlerin içlerini) kemaliyle bilendir.
116
Eğer yer (yüzün) de bulunan (insan) ların çoğuna uyarsan seni Allah yolundan sapdırırlar. Onlar tereddüdden gayri bir şey'e uymazlar, onlar yalan söyler (adam) lardan başka da (bir şey) değildirler.
117
Şübhe yok ki Rabbin, yolundan sapanları en iyi bilenin ta kendisidir.
118
Artık (o sapanların sözlerine bakmayın da) üzerine Allahın ismi anılan (besmele çekilen hayvan) lardan yeyin, eğer Onun ayetlerine iman edenler (den) seniz.
119
O, size — kendisine kat'i suretde muztar ve muhtac bulunduklarınız müstesna olmak üzere — neleri haram kıldığını ayrı ayrı bildirmişken üzerlerine Allahın adı anılmış olanlardan yememeniz de ne oluyor ya? Muhakkak ki bir çokları ilim (ifade edebilecek deliller) ile (hiç bir münasebeti) olmayarak heva (ve heves) leriyle (halkı) her halde sapdıracaklardır. Şübhesiz ki Rabbin haddi aşanları en çok bilenin ta kendisidir.
120
Günahın açığa çıkanını da, gizli kalanını da bırakın. Çünkü günahı irtikab edenler kazanmakda oldukları (o günah) yüzünden cezalandırılacaklardır.
121
Üzerlerine Allahın ismi anılmayanlardan yemeyin. Çünkü bu, muhakkak ki bir fıskdır. Filhakıyka şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına mutlakaa telkinlerde bulunurlar. Eğer onlara itaat ederseniz şübhesiz ki siz de Allaha eş tanıyanlarsınızdır.
122
Bir ölü iken kendisini diriltdiğimiz, ona insanların arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimse; içinden çıkamaz bir halde karanlıklarda kalan kişi gibi olur mu hiç? Kafirlerin yapmakda oldukları şeyler kendilerine öyle süslü göründü.
123
(Mekkede olduğu gibi) her şehir ve kasabada da oraların günahkarlarını, o yerlerde hıylekarlık etsinler diye, büyük (tanınmış) adamlar (dan) yapdık. Halbuki onlar hıylekarlığı (başkasına değil) ancak kendilerine yaparlarda farkında olmazlar.
124
Onlara bir ayet gel (ib tebliğ edil) diği zaman derler ki: "Allahın peygamberlerine verilenler gibi bize de verilinceye kadar asla iman etmeyeceğiz". Allah, elçiliğini nereye vereceğini çok iyi bilendir. Cürüm işleyen onları, yapageldikleri hıylekarlıklar sebebiyle, Allah katından bir horluk ve çetin bir azab çarpacakdır.
125
Allah kime doğru yolu gösterir, imana muvaffak ederse onun göksünü islam için açar (genişletir). Kimi de sapıklıkda bırakmak dilerse onun da kalbini son derece daraltır, sıkar. O, (İslamı kabul hususunda) guya zorla göğe çıkacakmış gibi (kendinde bir imkansızlık ve) zahmet (görür). Allah iman etmeyeceklerin üstüne işte böyle murdarlık çökertir.
126
Bu (İslam ve Kur'an) Rabbinin dosdoğru yoludur. Biz ayetleri aklını başına alıb düşünecek bir cem'iyyet için apaçık gösterdik.
127
Rableri katındaki selam yurdu onlarındır ve O, yapmakda devam etdikleri (hayırlı işlerden) dolayı kendilerinin yarıdır.
128
(Hatırlayın) o gün (ü) ki (Allah) onların hepsini (huzurunda) toplayacakdır. "Ey cin (şeytanlar) cemaati, (denilecek) insanlardan bir çoğunu (başdan çıkarıb) almak (kendinize maletmek) kaydına düşdünüz ha"! Onların dostları olan insanlar da şöyle diyecek: "Ey Rabbimiz, kimimiz kimimizden faide gördük, bizim için takdir etdiğin va'deye erdik". Buyuracak ki: "Allahın diledikleri müstesna olmak üzere, içinde ebedi kalıcı olduğunuz ateş karargahınızdır sizin". Şübhesiz ki Rabbin tam hüküm ve hikmet saahibidir, hakkıyle bilendir.
129
İşte biz zaalimlerden kimini kimine, irtikab etmekde oldukları (günahlar) yüzünden, böylece musallat ederiz.
130
Ey cin ve ins cemaati, içinizden size ayetlerimi nakleder, bu gününüzün gelib çatacağını inzar ile haber verir peygamberler gelmedi mi size? "Ey Rabbimiz, diyecekler, nefslerimize karşı (kendi aleyhimizde) şahidlik ederiz". Dünya haayatı onları aldatdı da gerçek kafir kimseler olduklarına, kendileri de kendi aleyhlerinde, şahid oldular.
131
Bu (vech ile peygamberler gönderilmesi ve onların feci akıbetlerini vaktiyle haber vermeleri) memleketleri — halkı gaafil bulunurlarken — zulüm (leri) yüzünden Rabbinin (mahv-ü) helak edici olmadığındandır.
132
Herkesin (hayır ve şer) yapdıkları şeylere göre dereceleri vardır. Onlar (kafirler) ne yaparlarsa Rabbin onlardan gaafil değildir.
133
Rabbin (her şeyden) müstağnidir, rahmet saahibidir. Eğer dilerse sizi (ey müşrikler) giderir (ortadan kaldırır), arkanızdan da yerinize dileyeceğini getirir. Nitekim sizi de başka başka bir kavmin neslinden peyda etmişdir.
134
Hakıykat, size (başınıza geleceği) va'd olunan şeyler elbette gelib çatacakdır. Siz, önüne geçebilecekler değilsiniz.
135
De ki: "Ey kavmim, elinizden geleni (komayın) yapın. Ben (vazifemi) hakkıyle yapanım. Artık (dünya) evin (in) sonu (olan cennet) kimin olacakdır, (bunu) bileceksiniz. Şu muhakkakdır ki zaalimler muradlarına ermeyecek.
136
Onlar Allah için, onun yaratdığı ekin ve meyvelerle hayvanlardan, bir hisse ayırdılar da kendi boş zanlarınca "Şu Allahın, dediler, şu da ortaklarımız (olan putlar) ın. Ortaklarına aid olanlar Allaha ulaşmaz amma, Allaha aid olanlar, (evet) onlar ortaklarına gider! Hükm edegeldikleri bu şeyler ne kötüdür!
137
Bunun gibi onların ortakları (olan o putların hizmetçileri), müşriklerden bir çoğuna — hem onları helake düşürmek, hem kendilerine karşı dinlerini karmakarışık etmek için — öz evladlarını (kendi elleriyle) öldürmesini hoş göstermişdir. Eğer Allah dileseydi bunu yapmazlardı. Artık sen onları düzmekde devam etdikleri o yalanlarla başbaşa bırak.
138
Onlar baatıl zanlarıyle dediler ki: "Bu davarlarla ekinler haramdır. Onları bizim dilediklerimizden başkası yiyemez. Şu davarların da sırtları (na binmek) haram edilmişdir". Bir takım davarlar da vardır ki üzerlerine Allahın ismini anmazlar onlar. (Besmelesiz öldürüb veya ölü olarak yerler. Bütün bunları) Ona (Allaha) karşı (böyle emrediyor diye) iftira ederek (uydurdular). O, (Allah) bunları, yapmakda oldukları iftiraları yüzünden, cezalandıracakdır.
139
Bir de (şöyle) dediler: "Şu davarların karınlarında bulunan (yavru) lar (canlı doğarsa) sade erkeklerimiz için (halaldır), kadınlarımıza haram kılınmışdır. Eğer o, ölü (doğar) sa onlar bunda ortakdırlar". (Allah) onların (bu halaldır, bu haramdır yollu) vasıflarının cezasını verecekdir. Şübhesiz ki O, yegane hüküm ve hikmet saahibidir, hakkıyle bilendir.
140
llimsizlik yüzünden çocuklarını beyinsizce öldürenlerle Allahın kendilerine ihsan etdiği (halal) rızkı, Allaha iftira ederek, haram sayanlar muhakkak ki maddi ve ma'nevi en büyük zarara uğramışdır. Onlar şübhesiz ki sapmışlardır ve (ondan sonra) doğru yolu da bulamamışlardır.
141
O çardaklı ve çardaksız cennet (gibi üzüm) bağ (larını), o meyveleri ve tadları çeşidli hurmaları, mezruatı, zeytinleri, narları — birbirine hem benzer, hem benzemez bir halde — yaratıb yetişdiren Odur (Allahdır). Her biri mahsul verdiği zaman mahsulünden yeyin. Devşirildiği ve toplandığı gün de hakkını (sadakasını) verin. İsraf etmeyin. Çünkü O (Allah) israf edenleri sevmez.
142
Davarlardan yük taşıyacak (tüyünden) döşek yapılan (hayvan) ları yaratan da Odur. Allahın size (halal kılıb) rızık yapdığı şeylerden yeyin. Şeytanın izleri ardınca gitmeyin. Çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır.
143
(Allah) sekiz çift (yaratdı): Koyundan iki çift, keçiden de iki çift. De ki: "(Allah) iki erkeği mi, yahud iki dişiyi mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerine sarınıb bürünen (erkek ve dişi yavruları) mı, (hangisini) haram etdi? (Da'vanızda) doğrucular iseniz bana ilme dayanarak haber verin".
144
Deveden de iki, sığırdan da iki (çift yaratdı). De ki: "(Allah) iki erkeği mi, yahud iki dişiyi mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerine sarınıb bürünen (erkek ve dişi yavrular) ı mı, (hangisini) haram etdi? Yoksa Allah size bunu (haram kılmayı) tavsiye etdiği zaman siz hazır mıydınız"? İnsanları ilme dayanmadan sapdırmak için yalan düzüb de Allahın üstüne atanlardan daha zaalim kimdir? Şübhesiz ki Allah o zaalimler güruhuna hidayet vermez.
145
De ki: "Bana vahyolunanlar arasında, yiyen bir kimsenin yiyeceği içinde (sizin haram dediklerinizden böyle) haram edilmiş bir şey bulmuyorum. Yalnız gerek ölü, gerek dökülen kan, gerek domuz eti — ki bu, şübhesiz bir murdardır —, yahud Allahdan başkasının adına boğazlanmış bir fısk olmak müstesnadır. (Bunlar haramdır. Bununla beraber) kim (bunlardan bir şey'i yemiye) muztar kalırsa (kendisi gibi zaruret haalindeki bir kimseye) tecavüz etmemek ve (zaruret mıkdarını) aşmamak üzere (yiyebilir). Çünkü Rabbin çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.
146
Biz, Yahudilere bütün tırnaklı (hayvan) ları haram etdik. Sığır ve koyunun iç yağlarını da üzerlerine haram kıldık. Bunların sırtlarına veya barsaklarına yapışan, yahud kemiğe karışan (yağlar bu hükümden) müstesnadır. Bu (fahrimi) onlara, zulümlerinden dolayı, ceza olarak yapdık. Biz elbette doğrucularız.
147
Eğer (bunun üzerine) seni tekzib ederlerse de ki: "Rabbiniz geniş bir rahmet saahibidir. Onun satvet (-ü kudret) i ise günahkarlar güruhundan (uzaklaşdırılıb) döndürülemez".
148
(Allaha) eş katanlar (sana) diyecekler ki: "Eğer Allah dileseydi ne biz, ne atalarımız (Allaha) eş koşmazdık. (Kendi kendimize) hiçbir şey'i haram da kılmazdık". Onlardan evvelkiler de (peygamberlerini) işte böyle tekzib etdiler de nihayet bizim azabımızı tatdılar. De ki: "Nezdinizde (kitab ve huccetden) herhangi bir ilim varsa hemen onu bize çıkarın. Siz (kuru) bir zandan başka (bir şey'e) uymuyorsunuz ve siz yalan söyleyenlerden gayri kimseler değilsiniz".
149
Söyle (onlara): "(Madem ki öyle bir ilminiz yokdur) o halde tam ve kamil hüccet Allahın (hücceti) dir. İşte eğer O, dileseydi topunuzu birden elbette hidayete kavuşdururdu".
150
"(Haydin), de, muhakkak Allah bunu haram etdi diye bildiğini söyleyecek şahidlerinizi getirin". Eğer onlar (yalan yere) şahidlik ederlerse sen onlarla beraber olub da (sözlerini) tasdıyk etme. Ayetlerimizi yalan sayanların, ahirete de inanmayanların heva (ve heves) ine uyma. Onlar (putlarını) Rableriyle bir sayarlar.
151
De ki: "Gelin, üzerinize Rabbinizin neleri haram etdiğini ben okuyayım: Ona hiç bir şey'i ortak yapmayın. Anaya babaya iyilik edin. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de, onların da rızkını biz vereceğiz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. (Kısas ve zina gibi şeylerden dolayı meşru) bir hak olmadıkça Allahın haram etdiği cana kıymayın. İşte (Allah) size, aklınızı başınıza alasınız diye, bunları emretdi".
152
Yetimin malına, rüşdüne erişinceye kadar, o en güzel olanından başka bir suretle, yaklaşmayın. Ölçüyü, tartıyı tam ve doğru tartın. Biz bir kimseye gücünün yetdiğinden başkasını teklif etmeyiz. Söz söylediğiniz vakit — (leh ve aleyhinde söyleyeceğiniz kimse) hısım dahi olsa — adaleti gözetin. Allahın ahdini (verdiğiniz sözü) yerine getirin. İşte (Allah) size, iyice düşünesiniz diye, bunları emretdi.
153
Şübhesiz ki (emrettiğim) bu (yol) benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uyun. (Başka aykırı) yollara tabi olmayın. Sonra sizi Onun (Allahın) yolundan ayırır. İşte (Allah) size bunları emretdi ki (kötülükden sakınasınız.
154
Yine biz Musaya — (hükümlerini) iyi tatbıyk edenlere karşı (ni'metimizi) tamamlamak, (dinde ihtiyaç haasıl olan) her şey'i (içinde) ayrı ayrı açıklamak ve bir hidayet, bir rahmet olmak üzere — o kitabı (Tevratı) verdik. Taki onlar (İsrail oğulları) Rablerine kavuşacaklarına iman etsinler.
155
İşte bu (Kur'an) da indirdiğimiz feyz kaynağı bir kitabdır. Artık buna tabi olun ve kötülükden kaçının. Taki esirgenmiş olasınız.
156
(O kitabı indirmemiz) "Bizden evvel kitab yalınız iki taaifeye (Yahudi ve Nasranilere) indirdi, biz ise onların okuduklarından kat'iyyen gaafillerdik" dememeniz için,
157
Yahud "Bize de kitab indirilseydi muhakkak onlardan fazla hidayete ererdik" dememeniz içindir. İşte size Rabbinizden apaçık bir hüccet, bir hidayet, bir rahmet gelmişdir. Artık Allahın ayetlerini yalan sayandan, onlardan yüz çevirenden daha zaalim kimdir? Biz ayetlerimizden yüz çevirenleri bu sebeble, yaman bir azab ile cezalandıracağız.
158
Onlar haala kendilerine ille (azab yapacak) meleklerin gelmesini, yahud (bizzat) Rabbinin gelmesini veya Rabbinin ayet (ve mu'cize) lerinden birinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden biri geldiği gün, daha evvelden iman etmiş veya imanında bir hayır kazanmış olmayan hiç bir kimseye (o günkü) imanı asla faide vermez. De ki: "Bekleyin! Çünkü biz (de) şübhesiz bekleyicileriz".
159
Dinlerini (bir kısmına inanıb bir kısmını inkar etmek suretiyle) parça parça edenler, ayrı ayrı fırkalar olanlar (yok mu?) sen hiç bir vech ile onlardan değilsin. Onların işi (cezası) ancak Allaha aiddir. Sonra O, ne yapıyorlardı, kendilerine haber verecekdir.
160
Kim (Allaha) bir iyilikle, güzellikle gelirse işte ona bunun on katı. Kim de bir kötülükle gelirse bu, o mıkdardan başkasıyle cezalanmaz. Onlar (yani iyilik edenler de, fenalık yapanlar da) haksızlığa uğratılmazlar.
161
(Şöyle) de: "Şübhesiz ben (oyum ki) Rabbim beni dosdoğru bir yola, dimdik ayakda duran bir dine, İbrahimin Hakka yönelmiş (tevhid) dinine iletmişdir. O, (hiç bir zaman Allaha) eş koşanlardan değildi".
162
(162-163) De ki: "Şübhesiz benim namazım da, ibadetlerim de, dirimim de, ölümüm de hiç bir ortağı olmayan, alemlerin Rabbi Allahındır. Ben böylece emrolundum. Ben (bu ümmetde) müslüman olanların ilkiyim".
163
(162-163) De ki: "Şübhesiz benim namazım da, ibadetlerim de, dirimim de, ölümüm de hiç bir ortağı olmayan, alemlerin Rabbi Allahındır. Ben böylece emrolundum. Ben (bu ümmetde) müslüman olanların ilkiyim".
164
De ki: "O her şey'in Rabbi iken ben Allahdan başka bir Rab mi arayacağım? Herkesin kazanacağı kendisinden başkasına aid değildir. Günahkar hiçbir nefs diğerinin (günah) yükünü taşımaz. Nihayet dönüşünüz ancak Rabbinizedir. Artık O, size hakkında ihtilafa düşmüş olduğunuz şeyleri haber verecekdir".
165
O, sizi (ey peygamberin ümmeti) yer (yüzün) ün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde sizi imtihaana çekmek için kiminizi derecelerle kiminizin üstüne çıkarandır. Şübhe yok ki Rabbin, cezası pek çabuk olandır ve muhakkak ki O, hakkıyle yarlığayıcı, hakkıyle esirgeyicidir.