18
SURE

Kehf Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
(1-2-3-4) (Kafirleri) canib (-i ilahisi) nden en çetin bir azab ile korkutmak, güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunan mü'minlere de içinde ebedi kalacakları güzel bir ecr (ve mükafat) ı müjdelemek, (hele) "Allah evlad edindi" diyenlere ma'ruz kalacakları kötü aakıbetleri haber vermek için, kendisinde hiç bir eğrilik yapmadığı, o dosdoğru kitabı (Kur'anı) kulu (Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem) üzerine indiren Allaha hamd olsun.
2
(1-2-3-4) (Kafirleri) canib (-i ilahisi) nden en çetin bir azab ile korkutmak, güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunan mü'minlere de içinde ebedi kalacakları güzel bir ecr (ve mükafat) ı müjdelemek, (hele) "Allah evlad edindi" diyenlere ma'ruz kalacakları kötü aakıbetleri haber vermek için, kendisinde hiç bir eğrilik yapmadığı, o dosdoğru kitabı (Kur'anı) kulu (Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem) üzerine indiren Allaha hamd olsun.
3
(1-2-3-4) (Kafirleri) canib (-i ilahisi) nden en çetin bir azab ile korkutmak, güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunan mü'minlere de içinde ebedi kalacakları güzel bir ecr (ve mükafat) ı müjdelemek, (hele) "Allah evlad edindi" diyenlere ma'ruz kalacakları kötü aakıbetleri haber vermek için, kendisinde hiç bir eğrilik yapmadığı, o dosdoğru kitabı (Kur'anı) kulu (Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem) üzerine indiren Allaha hamd olsun.
4
(1-2-3-4) (Kafirleri) canib (-i ilahisi) nden en çetin bir azab ile korkutmak, güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunan mü'minlere de içinde ebedi kalacakları güzel bir ecr (ve mükafat) ı müjdelemek, (hele) "Allah evlad edindi" diyenlere ma'ruz kalacakları kötü aakıbetleri haber vermek için, kendisinde hiç bir eğrilik yapmadığı, o dosdoğru kitabı (Kur'anı) kulu (Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem) üzerine indiren Allaha hamd olsun.
5
Ne onların, ne atalarının buna dair hiç bir ilgisi yokdur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük! Onlar yalandan başkasını söylemezler.
6
Demek, bu söze (Kur'ana) inanmazlarsa bir üzüntü duyarak arkalarından kendini aadeta tüketeceksin!
7
Biz yer üzerinde olan şeylere, onlara mahsus, birer zinet verdik, (insanların) hangisinin ameli daha güzel, onları imtihan edelim diye.
8
Bununla beraber biz onun üstünde olan şeyleri elbet kupkuru bir toprak yapanlarız.
9
(Habibim) sen, bizim ayetlerimiz içinde (yalınız) Kehf ve Rakıym yaranının ibrete şayan olduklarını mı sandın? (öyle değil).
10
O zaman o gene yeğitler mağaraya sığınmış (lar) dı da: "Ey Rabbimiz, bize tarafından bir rahmet ver ve işimizden bizim için bir muvaffakıyyet hazırla" demişlerdi.
11
Bunun üzerine biz nice yıllar mağarada onların kulaklarına (perde) vurduk.
12
Sonra da onları uyandırdık, iki zümreden hangisi bekledikleri gayeyi daha iyi (zabt ve) hesab edicidir, ayırd edelim diye.
13
(Şimdi) sana onların kıssasını, hakıykatı vech ile, anlatalım: Doğrusu onlar Rablerine iman eden gene yeğitlerdi. Biz de onların hidayetini artırmışdık.
14
(14-15) Ve (zaalim hükümdarın önünde) dikilib de: "Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz ondan başkasına Tanrı demeyiz. (Dersek) o halde, andolsun ki, hakıykatden uzaklaşmış oluruz. Şunlar, şu bizim kavmimiz Ondan (Allahdan) başka Tanrılar edindiler. Bunların üzerine baari açık bir bürhan getirselerdi ya. Artık Allaha karşı yalan yere iftira edenlerden daha zaalim kimdir?" dedikleri zaman onların kalblerini (sabr ve sebat ile tamamen Hakka) bağlamışdık.
15
(14-15) Ve (zaalim hükümdarın önünde) dikilib de: "Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz ondan başkasına Tanrı demeyiz. (Dersek) o halde, andolsun ki, hakıykatden uzaklaşmış oluruz. Şunlar, şu bizim kavmimiz Ondan (Allahdan) başka Tanrılar edindiler. Bunların üzerine baari açık bir bürhan getirselerdi ya. Artık Allaha karşı yalan yere iftira edenlerden daha zaalim kimdir?" dedikleri zaman onların kalblerini (sabr ve sebat ile tamamen Hakka) bağlamışdık.
16
(Birbirine şöyle demişlerdi:) "Madem ki siz onlardan ve Allahdan başka tapmakda olduklarından ayrıldınız, o halde mağaraya (çekilib) sığının ki Rabbiniz size rahmetinden genişlik versin, işinizden de size faide hazırlasın".
17
(Onlara baksaydın) görürdün ki güneş doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafına yönelir, batdığı vakit da onların sol yanını kesib giderdi. Kendileri ise oranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allahın ayetlerindendir. Allah kime hidayet ederse o, doğru yola erdirilmiş, kimi de şaşırırsa artık onun için hiç bir zaman irşad edici bir yar bulamazsın.
18
Sen onları uyanık kimseler sanırsın. Halbuki onlar uyuyanlardır. Biz onları (gah) sağ yanına, (gah) sol yanına çeviriyorduk. Köpekleri de (mağaranın) giriş yerinde iki kolunu (ayağını) uzat (ıb yat) makda idi. Üzerlerine tırmanıb da (hallerini bir) görseydin mutlakaa onlardan yüz çevirir, kaçardın ve her halde için onlardan korku ile dolardı.
19
Bunun gibi onları aralarında soruşsunlar diye uyandırdık da, içlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar eğleşdiniz"?. (Ba'zıları) "Bir gün, yahud bir günün bir parçasında eğleşdik" dediler. (Diğerleri de) "Ne kadar eğlendiğinizi Rabbiniz daha iyi bilendir. Şimdi siz birinizi bu gümüş para ile şehre gönderin de baksın, onun hangi yiyeceği daha temizse ondan size bir rızık getirsin. Çok nazik hareket etsin, sizi hiç bir kimseye sakın hissettirmesin" dediler.
20
"Çünkü onlar size galebe ederlerse sizi ya taşla öldürürler, yahud sizi (zorla) kendi dinlerine döndürürler. Bu takdirde ise ebedi felah bulmazsınız".
21
Böylece (kullarımızı ve mü'minleri) onlar (ın ahvaaline) muttali' kıldık ki Allahın (tekrar dirilteceğine dair olan) va'dinin şübhesiz bir hak olduğunu, kıyamet (in vukuunda) da hiç bir şübhe bulunmadığını bilmiş olsunlar. O sırada onlar, bunların işini aralarında niza'laşıyorlardı. Bunun üzerine "Onların etrafına bir bina yapın" dediler. Rabları onları daha iyi bilendir. Onların işine gaalib (ve vaakıf) olanlar ise: "Mutlakaa yanlarında bir mescid edineceğiz" dedi (ler).
22
"(Sayıları) üçdür, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler, "Beşdir, altıncıları köpekleridir" diyecekler. (İkisi de) ğaybı taşlamakdır. "Yedidir sekizincileri kelbleridir" diyecekler. Söyle ki: "Rabbim onların sayısını daha iyi bilendir. Onları (insanların) birazından başkası bilemez". O halde bunlar hakkında zaahiri bir münakaşadan gayrı ile mücadele etme. Bunlara dair içlerinden hiç bir kimseden fetva da isteme.
23
Hiçbir şey hakkında "Ben bunu her halde yarın yapıcıyım" deme.
24
Meğer ki (özünü) Allahın dilemesi (ne bağlamış olasın). Unutduğun zaman Rabbini an ve (şöyle) de: "Umulur ki Rabbim beni bundan daha yakın bir hayra ve muvaffakiyyete erdirir".
25
Onlar mağaralarında üç yüz sene eğleşdiler. (Buna) dokuz (yıl) daha katdılar.
26
De ki: "Allah, ne kadar eğlendiklerini daha iyi bilendir. Göklerin ve yerin ğaybı (nı bilmek) Ona haasdır. O, ne güzel görendir! Ne güzel işidendir! (Bütün) bunların Ondan başka hiçbir yardımcısı yokdur. O, hiçbir (kimseyi, hiçbir şey'i) hükmüne ortak da yapmaz.
27
Rabbinin kitabından sana vahy olunanları oku. Onun sözlerini değişdirebilecek yokdur ve sen Ondan başka asla bir melce' de bulamazsın.
28
Sabah, akşam Rablerine, (sırf) Onun cemalini dileyerek, düaa edenlerle beraber candan sabr (u sebat) et. Dünya hayaatının zinetini arzu edib de gözlerini onlardan ayırma. Kalbine bizi anmakdan gaflet verdiğimiz, heva ve hevesine uymuş, işinde haddi aşmış kimselere boyun eğme.
29
De ki: "O (Kur'an) Rabbimizden (gelen bir) hakdır. Artık dileyen iman etsin, dileyen gavur olsun. Hakıykat biz, zaalimlere öyle bir ateş hazırladık ki (etrafını saran) dıvar (lar) ı çepçevre kendilerini kuşatmış (kuşatacak) dır. Eğer onlar (susuzlukdan) feryad ve istimdad ederlerse (kaynamış ve) kalın bir mayi'a benzeyen, yüzleri kavuran bir su ile imdad olunacaklardır. O, ne fena içecekdir! (O ateş) ne kötü bir dayanakdır!
30
İman edib de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlarla gelince:) Biz, şübhe yok ki, iyi amel ve hareket edenin mükafatını zaayi etmeyiz.
31
Onlar (işte böyledir). Altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır. Orada tahtlar üzerinde kurularak, orada altın bileziklerle belertecekler, ince dibadan, kalın dibadan yeşil elbiseler giyeceklerdir. Ne güzel sevab, ne güzel dayanak!
32
Onlara iki adamı (n haalini) misal getir ki biz onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, ikisinin de etrafını hurmalıklarla donatmış, ortalarında da bir ekinlik (ve meyvelik) yapmışdık.
33
Bu iki bağ (her sene aleddevam) mahsulünü vermiş, bundan bir şey'i eksik bırakmamışdı. Onların arasından bir de ırmak fışkırtmışdık.
34
O (adamın) başkaca geliri de vardı. Derken o, arkadaşına, (böbürlenerek), onunla konuşurken, dedi ki: "Ben malca senden zenginim. Cem'iyyetce de senden kuvvetli (ve şerefli) yim".
35
O, nefsine (böylece) zulümde berdevam (ve kafir) olarak bağına girdi, dedi ki: "Bunun ebediyyete kadar helak olacağını zannetmiyorum".
36
"Kıyametin de kopacağını sanmıyorum. (Bununla beraber senin iddiana göre) eğer ben Rabbime döndürülüp götürülürsem, andolsun, bundan daha hayırlı bir aakıbet bulurum".
37
Arkadaşı ona cevab vererek dedi ki: "Seni (evvela) bir toprakdan, sonra da bir damla sudan yaratıb, tekrar seni bir adam seviyyesine (kemaline) getiren Allahı küfr ile inkar mı etdin"?
38
"(Sen kafirsin). Fakat ben (mü'minim). O, Allah benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiçbir şey'i ortak tutmam.
39
"Bağına girdiğin zaman Maaşaallah, Allah (ın yardımın) dan başka hiçbir kuvvet yokdur demeli değil miydin? Malca ve evladca beni kendinden az (ve aşağı) görüyorsan,
40
Rabbimin bana senin bağından daha hayırlısını vermesi, (Seninkinin) üstüne ise gökden yıldırımlar göndererek (bağının) kaypak (yalçın) bir toprak haaline gelivermesi me'müldür".
41
"Yahud olabilir ki suyu (yerin) dib (in) e çekilir de bir daha onu ara (yıb bul) mıya güc yetiremezsin".
42
(Nihayet) onun bütün serveti istilaya uğratıldı, (bağı) uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını uğuşdurakaldı! (o bağın) çardakları yere çökmüşdü. Diyordu ki: "Nolaydım, Rabbime hiçbir (şey'i) ortak tutmayaydım"!
43
Ona Allahdan başka yardım edecek bir cemaat yokdu. Kendisi de öc alabilecek değildi.
44
İşte bu makamda (ve bu halde) nusret ve haakimiyyet, hak olan Allahındır. O, sevabca da hayırlı, aakıbetce de hayırlıdır.
45
Onlara dünya hayaatının misalini de iradet. (O), gökden indirdiğimiz bir su gibidir ki bununla yer (yüzünün) nebatı birbirine karışmış, en nihayet (o nebat) kuru bir çöp kırıntısı haaline gelib rüzgarlar onu savuruvermişdir. Allah her şeyin üstünde bir kudret saahibidir.
46
O mal, o oğullar (hep) dünya hayatının zinetidir. Bekaaya erecek iyi (amel ve hareket) ler ise Rabbinin nezdinde sevabca da hayırlıdır, amelce de hayırlı.
47
(Düşün) o gün (ü) ki biz dağları yürüteceğiz ve sen yeri (çırçıplak) bir çöl göreceksin. Onları da mahşerde toplamışızdır da içlerinden hiç birini bırakmamışızdır.
48
Hepsi saf (lar) haaline Rabbine arz edilmişlerdir. Andolsun ki sizi ilk defa yaratdığımız gibi bize geldiniz. Hayır, size va'dimizi yerine getirecek bir zaman ta'yin etmediğimizi sandınız değil mi?
49
Kitab (meydana) konmuşdur. Görürsün ki günahkarlar onun içinde (yazılı) olanlardan (müdhiş) korkudadırlar. "Eyvah bize, derler, bu kitaba ne olmuş, küçük büyük hiç bir şey bırakmayıb onları saymış"! Onlar (bütün) işlediklerini hazır bulmuşlardır. Rabbin hiçbir (kimseye) haksızlık etmez.
50
Hani biz meleklere: "Adem için secde edin" demişdik de İblisden başkası hemen secde etmişlerdi. O ise, cinden olduğu için, Rabbinin emrinden dışarı çıkmışdı. Şimdi siz beni bırakıb da onu ve onun neslini (avenesini), hepsi sizin düşmanınız olduğu halde, dostlar edinir misiniz? Zaalimler için ne kötü trampadır (bu)!
51
Ben ne göklerin ve yerin yaradılışında, ne kendilerinin yaradılışında onları şahid tutmadım. Sapdıranları da (hiç bir zaman yaratışda) yardımcı edinmiş değilim.
52
O gün (Allah) der ki: "Bana iddia edib katdığınız şerikleri çağırın". İşte onları çağırmışlar, fakat bunlar kendilerine cevap vermemişlerdir. Biz onların aralarına (cehennemden) bir uçurum koymuşuzdur.
53
Günahkarlar ateşi görmüşler de onun içerisine düşenlerin kendileri olduklarını anlamışlar, (fakat) ondan savuşacak bir yer bulamamışlardır.
54
Andolsun ki biz bu Kur'anda insanlar için her (çeşid) misali (tekrar tekrar) açıklamışızdır. İnsanın husumeti ise her şeyden fazladır.
55
İnsanlara hidayet geldiği zaman onların iman etmelerini, Rablerinden mağfiret istemelerini evvelkilerin (mahv-ü helakinde cari ve haakim olan ilahi) sünnetin kendilerine de yetişib çatacağın (ı), yahud onlara gözleri önünde (ahiret) azab (ının) geleceğin (i beklemelerin) den başka bir şey men'etmedi.
56
Biz, peygamberleri (mü'minlere) müjde verici, (kafirleri azabı ilahi ile) korkutucu kimseler (olmak) dan başka (bir sıfat) la göndermeyiz. Kafir olanlar ise hakkı baatıl ile yerinden kaydırmak için mücadele eder (ler), ayetlerimizi ve tehdid edildikleri (cehennemi) bir maskaralık edindiler onlar.
57
Kendisine Rabbinin ayetleriyle nasıyhat edilib de onlardan yüz çeviren, iki elinin öne sürdüğünü unutan kişiden daha zaalim kimdir? Biz onların kalbleri üstüne, onu iyice anlamalarına engel, perdeler, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen onları doğru yola çağırsan da bu halde ebedi hidayete gelmezler.
58
(Bununla beraber) Rabbin rahmet saahibi çok yarlığayıcıdır. Eğer onları kazandıkları (günahlar) yüzünden yakalayacak olsaydı elbette onların azabını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için va'd edilen bir zaman vardır ki onun karşısında hiç bir melce' bulamayacaklardır.
59
İşte (halkı) zulmetdikleri zaman helak etdiğimiz memleketler! Biz bunların helakleri için de bir zaman ta'yin etmişizdir.
60
Bir zaman Musa, gene (bir adamı) na şöyle demişdi: "Ben iki denizin birleşdiği yere varıncaya kadar durmayıb gideceğim, yahud (maksadıma erişinceye dek) uzun zamanlar geçireceğim".
61
Bunun üzerine onlar bu iki (deniz) arasının birleşik yerine ulaşınca balıklarını unutdular. (Balık) denizde bir deliğe doğru yolunu tutmuşdu.
62
Vaktaki (oradan geçip gitdiler) Musa gene (adamın) a dedi ki: "Kuşluk yemeğimizi getir. Bu yolculuğumuzdan, andolsun, yorgun düşdük".
63
(Gene): "Gördün mü, dedi, kayaya sığındığımız vakit ben balığı unutmuşum. Onu söylememi bana şeytandan başkası unutdurmadı. O, şaşılacak bir suretde deniz (e atıldı), yolunu tutub gitdi".
64
(Musa) "İşte, dedi, bizim arayacağımız bu idi". Şimdi izlerinin üzerinde gerisin geri döndüler.
65
Derken kullarımızdan (öyle) bir kul buldular ki biz ona tarafımızdan bir rahmet vermiş, kendisine nezdimizden (haas) bir ilim öğretmişdik.
66
Musa ona: "Sana, doğru yol olarak öğretilen ilimden bana da öğretmen için sana tabi' olayım mı?" dedi.
67
O da (Musaya): "Doğrusu sen benim beraberimde sabretmiye asla muktedir olamazsın".
68
"(İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabr edersin?" dedi.
69
O da: "Allah dilerse beni sabredici bulacaksın, sana hiç bir işde karşı gelmeyeceğim" dedi.
70
(O: "Eğer bu suretle) bana tabi' olacaksan ben, sana anıb söyleyinceye kadar, bana hiç bir şey sorma" dedi.
71
Bunun üzerine gitdiler. Nihayet (bir) gemiye bindikleri zaman o, bunu deliverdi. (Musa) dedi ki: "Sahihlerini (suda) boğasın diye mi onu deldin? Andolsun, sen büyük bir iş yapdın".
72
Dedi: "Sen beraberimde sabretmiye asla muktedir olamazsın demedim mi"?
73
(Musa): "Unutduğum şeyden dolayı, dedi, beni muaheze etme. Şu işimde (arkadaşlığımızda) bana güçlük yükleme".
74
Yine gitdiler. Nihayet bir oğlan çocuğuna rast geldikleri zaman o, hemen bunu öldürdü. (Musa) dedi ki: "Tertemiz (ma'sum) bir canı, (diğer) bir can karşılığı olmaksızın, öldürdün ha! Andolsun ki sen kötü bir şey yapdın"!
75
(O zat şöyle) dedi: "Ben sana beraberimde sabretmiye asla muktedir olamazsın demedim mi?"
76
(Musa): "Eğer, dedi, bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle arkadaşlık etme. (O takdirde) tarafımdan muhakkak özre ulaşmışsındır (Benden ayrılmakda ma'zur sayılmışındır).
77
Yine gitdiler. Nihayet bir memleket halkına vardılar ki ora ehalisinden yemek istedikleri halde kendilerini müsafir etmekden imtina' etmişlerdi. Derken yıkılmak isteyen bir dıvar buldular da O, bunu doğrultuverdi. (Musa) dedi ki: "Dileseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın".
78
"İşte, dedi, bu benimle senin ayrılışımızdır. Sana üzerinde asla sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim":
79
"Gemiye gelince: (o,) denizde iş yapan yoksullarındı. Ben onu kusurlu yapmak istedim (ki) arkalarında her (sağlam) gemiyi zorla almakda olan bir hükümdar vardı".
80
"Oğlana gelince: Onun anası da, babası da iman etmiş kimselerdi. Bunun için onları bir azgınlık ve kafirlik bürümesinden endişe etdik de",
81
Diledik ki bunun yerine Rableri kendilerine temizlikçe daha hayırlısını, merhametçe daha yakınını versin".
82
"Dıvara gelince: Bu, o şehirde iki yetim oğlancığındı. Altında da onlara aid bir defiyne vardı. Babaları iyi bir adamdı. Binaen'aleyh Rabbin diledi ki ikisi de rüşdlerine ersinler, definelerini çıkarsınlar. (Bu), Rabbimden bir merhametdi. Ben bunu kendi re'yimle yapmadım. İşte üzerlerinde sabredemediğin şeylerin iç yüzü"!
83
Sana Zülkarneyni sorarlar. De ki: "Size onun (haalinden) de haber söyleyeyim".
84
Hakıykat, biz onu yer (yüzün) de büyük bir kudret saahibi kıldık ve ona (muhtac olduğu) her şeyden bir sebeb (bir yol) verdik.
85
Oda (batıya doğru) bir yol tutdu.
86
Nihayet güneşin batdığı yere ulaşınca onu kara bir balçıkda batar buldu. Bunun yanında da bir kavm buldu. Dedik ki: "Zülkarneyn, (onları) ya azaba uğratmanda, yahud haklarında güzellik (tarafını) tutman (da serbestsin)".
87
Dedi: "Amma kim zulmederse onu azablandıracağız. Sonra da o, Rabbine döndürülür de O da kendisini şiddetli bir azab (a duçar) eder".
88
"Amma kim iman eder, güzel de amel (ve hareket) eylerse onun için en güzel bir mükafat vardır. Ona emrimizden kolay (taraf) ını da söyleyeceğiz".
89
Sonra o, başka bir yol tutdu.
90
Nihayet üstüne güneşin (ilk önce) doğduğu yere ulaşdığı zaman onu öyle bir kavmin üzerine doğuyor buldu ki biz onlar için buna karşı (korunacak) hiç bir siper yapmamışdık.
91
İşte (Zülkarneynin işi) böyle idi. Halbuki onun yanında (neler vardı) ki biz hepsini ilm (imiz) le kuşatmışızdır.
92
Sonra yine bir yol tutdu.
93
Nihayet iki dağ arasına ulaşdığı zaman onların önünde hemen hiç bir söz anlamaz bir kavm buldu.
94
Onlar dediler ki: "Zülkarneyn, hakıykat, Ye'cuc ve Me'cuc (bu) yerde fesad çıkaran (kabile) lerdir. Bizimle onların arasına bir sed yapman üzerine sana bir vergi verelim mi"?
95
Dedi ki: "Rabbimin beni içinde bulundurduğu ni'met (sizin vereceğinizden) daha hayırlıdır. Haydin, siz bana (bedeni) kuvvetle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir maania yapayım".
96
"Bana demir kütleleri getirin". (O karşılıklı iki dağın) iki yanı tam denkleşdiği vakit "üfleyin" dedi. Nihayet onu (demiri) bir ateş haaline koyduğu zaman da "Getirin bana, dedi, üstüne erimiş bakır dökeyim".
97
Artık onu aşmıya da güc yetiremediler, onu delmiye de muktedir olamadılar.
98
"Bu, dedi, Rabbimden bir merhametdir. Fakat Rabbimin va'di gelince, O bunu dümdüz yapar. Rabbimin va'di bir hakdır".
99
O gün biz onları birbiri içinde dalgalanır bir halde bırakmışızdır (bırakacağız. Artık) "Şuur" da üfürülmüşdür (üfürülecekdir.) Bu suretle hepsini (mahşerde) derleyip toparlamışızdır (toplayacağız).
100
(100-101) Beni anmak (hakıykatı görmek) hususunda gözleri perdeli olan, (Kur'anı) dinlemiye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir göstereceğiz ki!
101
(100-101) Beni anmak (hakıykatı görmek) hususunda gözleri perdeli olan, (Kur'anı) dinlemiye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir göstereceğiz ki!
102
Kafirler beni bırakıb da kullarımı (kendilerine) dostlar edineceklerini mi sandı (lar)? Biz cehennemi o kafirler için bir konak olarak hazırladık.
103
(103-104) De ki: "(Yapdıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları, kendileri muhakkak iyi yapıyorlar sanarak dünya hayaatında sa'yleri boşa gitmiş olanları size haber vereyim mi"?
104
(103-104) De ki: "(Yapdıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları, kendileri muhakkak iyi yapıyorlar sanarak dünya hayaatında sa'yleri boşa gitmiş olanları size haber vereyim mi"?
105
Onlar Rablerinin ayetlerini ve Ona kavuşmayı (inkar ile) kafir olup da (hayr namına bütün) yapdıkları boşa gitmiş bulunanlardır ki biz kıyamet gününde onlar için hiçbir ölçü tutmayacağız.
106
İşte böyle. Onların cezası, küfr (ve inkar) etdikleri ve benim ayetlerimi ve peygamberlerimi bir eğlenceye aldıkları için, cehennemdir.
107
Hakıykaten iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunanlar (a gelince): Onların konakları da Firdevs cennetleridir.
108
Bunların içerisinde ebedi kalıcıdırlar onlar. Oradan ayrılmak da istemezler.
109
De ki: "Rabbimin sözleri (ni yazmak) için (bütün) deniz (lerin suyu) mürekkeb olsa ve bir o kadar daha yardımcı olarak ilave etsek Rabbimin sözleri tükenmeden o deniz (ler) tükenir".
110
De ki: "Ben ancak sizin gibi bir beşerim. (Şu kadar ki) bana yalınız Tanrınızın bir tek Tanrı olduğu vahyediliyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid (ve arzu) ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine ibadetde (hiç bir kimseyi ve hiç bir şey'i) ortak tutmasın".