21
SURE

Enbiya Suresi

Mehmet Okuyan • Kur’an Meal-Tefsir
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
İnsanların hesab(a çekilmeler)i yaklaştı. Onlar (ise) gaflet içinde yüz çevirmektedir.
2
(2, 3) Kendilerine, Rablerinden her yeni mesaj geldiğinde, onlar kalpleri eğlencede olduğu hâlde elbette bununla hep alay ederek dinlemişlerdi.[1] O zalimler şu gizli fısıltıyı yapmışlardı: "Bu (Muhammed) sizin gibi bir insandan başka nedir ki![2]Siz şimdi göz göre göre büyüye mi geliyorsunuz?"
3
(2, 3) Kendilerine, Rablerinden her yeni mesaj geldiğinde, onlar kalpleri eğlencede olduğu hâlde elbette bununla hep alay ederek dinlemişlerdi.[1] O zalimler şu gizli fısıltıyı yapmışlardı: "Bu (Muhammed) sizin gibi bir insandan başka nedir ki![2]Siz şimdi göz göre göre büyüye mi geliyorsunuz?"
4
(Peygamber) şöyle demişti: "Rabbim, yerde ve gökte(ki her) sözü bilir. O duyandır, bilendir."
5
(Müşrikler:) "Hayır! (Bunlar) karmakarışık rüyalardır; aksine onu kendisi uydurmuştur;[1] dahası o bir şairdir.[2] (Öyle değilse) bize hemen, öncekilere gönderilenin benzeri bir ayet (mucize) getirsin!" demişlerdi.
6
Bunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir şehir (halkı) iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman edecekler!
7
Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamber) olarak göndermedik. Bilmiyorsanız zikr (Kur'an) ehline sorun![1]
8
Biz onları (peygamberleri), yemek yemeyen birer ceset olarak yaratmadık. Onlar (bu dünyada) ebedi kalıcı da değillerdi.[1]
9
Sonra onlara (verdiğimiz) sözü yerine getirmiştik; böylece hem onları hem de dilediğimiz (layık olan) kişileri kurtarmış; haddi aşanları da helak etmiştik.
10
Şüphesiz ki size, içinde (gerçekleri) hatırlamanız (için bilgiler) bulunan bir kitap indirdik.[1] Akıl etmiyor musunuz?
11
Zalim olan nice şehir (halkını) kırıp geçirmiş; arkasından da başka topluluklar yaratmıştık.
12
Azabımızı hissettiklerinde bir de bakarsın ki oralardan (azap bölgesinden) kaçıyorlar!
13
(Onlara şöyle demiştik:) "Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz refaha ve yurtlarınıza dönün! Çünkü size sorular sorulacak!"
14
(Onlar:) "Ah, eyvah bize! Şüphesiz ki biz zalimlermişiz!" demişlerdi.
15
Biz kendilerini yere serilmiş, hasat edilmiş (ekin)e çevirinceye kadar o feryatları sürüp gitmişti.
16
Biz göğü, yeri ve bunlar arasındakileri oyuncular olarak yaratmadık.[1]
17
Bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi tarafımızdan edinirdik. (Ama) biz (bunu) yapanlar değiliz.[1]
18
Aksine biz gerçeği batılın üzerine atarız da o, batılın işini bitirir. Bir de bakarsın ki batıl yok olup gitmiştir.[1] (Allah'a) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!
19
Göklerde ve yerde kim varsa hepsi yalnızca O'na aittir. O'nun huzurunda bulunanlar, O'na ibadetten dolayı kibirlenmez ve yorulmazlar.[1]
20
Onlar, gece gündüz bıkmadan (Allah'ı) tesbih ederler (yüceltirler).[1]
21
Yoksa yerden (dünyevi) birtakım ilahlar edindiler de (ölüleri) onlar mı diriltecekmiş!
22
O ikisinde (yerde ve gökte) Allah'tan başka ilahlar bulunsaydı, (düzenleri) elbette bozul(up gitmiş)ti. Arşın Rabbi olan Allah onların yakıştırdıkları (şeyler)den yücedir.[1]
23
(Allah) yaptığından sorumlu tutulamaz; onlar ise sorguya çekileceklerdir.
24
Yoksa O'nun peşi sıra birtakım ilahlar mı edindiler! De ki: "Delilinizi getirin! Bu, benimle birlikte olanların ve benden öncekilerin (gerçeği içeren) öğretisidir." Hayır! Onların çoğu gerçeği bilmezler; (bu yüzden) yüz çevirirler.
25
Senden önce hiçbir elçi göndermedik ki ona "Benden başka ilah yoktur; bana kulluk edin!" diye vahyetmiş olmayalım.
26
(Müşrikler): "Rahmân (olan Allah, melekleri) çocuk edindi!" dediler. (Haşa)! O yücedir. Aksine (melekler) ikram edilmiş kullardır.[1]
27
O'ndan (emir almadan) önce konuşmaz, yalnızca O'nun emri ile iş yaparlar.[1]
28
(Allah) onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir.[1] (Allah'ın) razı olduğundan başkasına şefaat edemezler.[2] Onlar (Allah'a) saygıları nedeniyle titrerler!
29
Onlardan kim "O'nun peşi sıra ben (de) ilahım!" derse biz onu (bile) cehennemle cezalandırırız. İşte biz, zalimlere böyle ceza veririz![1]
30
Kâfir olanlar, göklerle yer bitişik bir hâldeyken, onları birbirinden ayırdığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı[1] gör(üp düşün)mediler mi? (Hâlâ) inanmayacaklar mı?[2]
31
Onları sarsmasıyla ilgili yerin içinde ağır baskılar yarattık.[1] Yol bulsunlar diye orada geniş yollar yarattık[2]
32
Biz göğü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise (göğün) delillerinden yüz çevirirler.
33
O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Hepsi bir(er) yörüngede yüzerler.[1]
34
Senden önce (de) hiçbir insana çok uzun hayat vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar çok uzun süre mi kalacaklar![1]
35
Her nefis (can), ölümü tadıcıdır.[1] Bir deneme olarak sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz. Sadece bize döndürüleceksiniz.
36
Kâfir olanlar seni gördükleri zaman "Sizin ilahlarınızı diline dolayan[1] bu mu!" diyerek seninle hep alay ederler.[2] (Oysa) onlar, Rahmân'ın zikrini (Kur'an'ı) inkâr edenlerin ta kendileridir.
37
İnsan aceleci (olarak) yaratılmıştır.[1] Size delillerimi ileride göstereceğim; (azabı) benden acele istemeyin!
38
"Doğruysanız o vaat (Son Saat) ne zamanmış!" derler.[1]
39
Kâfir olanlar, yüzlerinden ve sırtlarından (saran) ateşi savamayacakları, kendilerine yardım edilemeyeceği zamanı (o günün dehşetini keşke) bir bilselerdi!
40
Doğrusu o (Son Saat) kendilerine öyle ani gelir ki onları şaşırtır. Artık onu reddetmeye (geri çevirmeye) güçleri yetmez ve kendilerine bakılmaz da.[1]
41
Yemin olsun ki senden önceki elçilerle de alay edilmişti ve alay edenleri alay ettikleri şey (çepeçevre) kuşatmıştı.[1]
42
De ki: "Rahmân'dan (O'nun azabından) sizi gece gündüz kim koruyabilir ki!"[1] Hayır! Onlar Rablerini hatırlamaktan yüz çevirirler.
43
Yoksa Allah'ın peşi sıra kendilerini (bize karşı) savunacak ilahlar mı varmış! (O ilahlar) hem kendilerine yardıma güç yetiremez hem de bizden sahiplenme göremezler.
44
(Oysa) onları da atalarını da yararlandırdık. Sonunda ömür kendilerine (hiç bitmeyecek gibi) uzun geldi.[1]Yeryüzüne gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmezler mi?[2] Üstün gelen onlar mıymış!
45
De ki: "Ben sizi sadece vahiy ile uyarıyorum."[1] Sağır(lar), uyarıldıkları zaman bu çağrıyı duymaz.
46
Onlara Rabbinin azabından ufak bir esinti dokunsa, elbette "Ah, eyvah bize! Şüphesiz ki biz zalimlermişiz!" derler.
47
Biz kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız.[1] Kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi kadar bile olsa, onu (teraziye) getirmiş (olacağ)ız. Hesap görenler olarak biz yeteriz.
48
Yemin olsun ki biz Musa'ya ve Harun'a, muttakîler (duyarlı olanlar) için furkân'ı (doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini), aydınlığı ve (gerçeği) hatırlatan (öğüdü) vermiştik.
49
Onlar takvâ (duyarlılık) sahipleri, gaybdaki (bilinemeyendeki) Rablerine saygı duyarlar;[1] (dahası) onlar o (Son) Saat'ten de tir tir titreyenlerdir.
50
İşte bu (Kur'an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir hatırla(t)madır. Şimdi onu inkâr mı ediyorsunuz!
51
Yemin olsun ki İbrahim'e olgunluğunu daha önce vermiştik.[1] Biz onu iyi tanırdık.
52
Hani o, babasına ve kavmine "Şu tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor?" diye sormuştu.
53
Onlar da "Biz atalarımızı bunlara tapanlar olarak bulduk." demişlerdi.[1]
54
(İbrahim) "Şüphesiz ki siz de atalarınız da apaçık bir sapkınlık içindesiniz!" demişti.
55
Onlar da "Bize gerçeği mi getirdin yoksa sen oyun oynayanlardan biri misin?" demişlerdi.[1]
56
(İbrahim) "Hayır, sizin Rabbiniz, yoktan yarattığı göklerin ve yerin Rabbidir;[1] ben buna şahitlik edenlerdenim." demişti.
57
"Allah'a yemin olsun:[1] Siz dönüp gittikten sonra putlarınıza elbette bir plan uygulayacağım!"
58
(İbrahim), sonunda belki ona dönerler (sorarlar) diye büyükleri hariç onları (putları) paramparça etmişti.
59
(Kavmi) "Bunu ilahlarımıza kim yaptı? Şüphesiz ki o (bunu yapan kişi) zalimlerden biridir." demişlerdi.
60
(Bir kısmı) "Bunları diline dolayan,[1] kendisine ‘İbrahim' denen bir genç duyduk." demişlerdi.
61
"Onu hemen insanların gözü önüne getirin! Belki şahitlik ederler." demişlerdi.
62
Onlar "Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?" demişlerdi.
63
(İbrahim ise): "Belki de bu işi şu büyük olan yapmıştır.[1] Konuşabiliyorlarsa onlara sorun!" demişti.
64
Kendilerine dönüp "Zalimler sizsiniz, siz!" demişlerdi.
65
Sonra (eski) kafalarına dönmüşler[1] de "Sen bunların konuşamadığını pekâlâ biliyorsun!" (demişlerdi).
66
(İbrahim) "Allah'ın peşi sıra size hiçbir yarar ve zarar veremeyen şeylere (hâlâ) tapacak mısınız?" demişti.
67
"Size de Allah'ın peşi sıra tapmakta olduğunuz şeylere de yazıklar olsun! Akıl etmiyor musunuz?"
68
(Bir kısmı) "(Bir iş) yapacaksanız, onu (İbrahim'i) yakın da ilahlarınıza yardım edin!" demişti.
69
Biz de "Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol!" demiştik.
70
Ona tuzak kurmak istemişler; biz de onları, en çok kaybedenler hâline getirmiştik.[1]
71
Onu ve Lut'u kurtararak,[1] insanlar için bereketli kıldığımız toprağa[2] (ulaştırmıştık).
72
Ona (İbrahim'e) ilave[1] (bir bağış) olarak İshak'ı ve (torunu) Yakup'u lütfetmiştik. Hepsini iyi insanlar yapmıştık.
73
Onları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yapmış ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyetmiştik.[1] Onlar daima bizim kullarımızdılar.
74
Lut'a gelince, ona da doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Onu çirkin işler yapmakta olan şehir (halkın)dan kurtarmıştık. Şüphesiz ki onlar kötü iş yapan yoldan çıkan bir toplumdu.
75
Onu (Lut'u) merhametimize yerleştirmiştik. Şüphesiz ki o da iyilerdendi.
76
Nuh'u da (an)! Daha önce bize dua etmişti. Biz de duasına cevap vermiş, böylece, onu ve ailesini (destekçilerini) büyük sıkıntıdan[1] kurtarmıştık.
77
Onu, delillerimizi inkâr eden o toplumdan korumuştuk. Şüphesiz ki onlar, kötü bir toplumdu; hepsini (suda) boğmuştuk.
78
Davud'u ve Süleyman'ı da (an)! Hani içinde halkın koyunlarının yayıldığı bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Biz onların hükmüne şahittik.[1]
79
Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman'a biz öğretmiştik. Biz onların hepsine doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Kuşları ve tesbih eden (yücelten) dağları da Davud'a boyun eğdirmiştik.[1] (Bunları) biz yapmaktayız.
80
Ona, savaştan (düşmandan) sizi koruması için zırh yapmayı öğretmiştik. (Artık) şükredecek misiniz?[1]
81
Kasırga (gibi esen) rüzgârı da Süleyman'ın hizmetine vermiştik;[1] O'nun emriyle içinde bereketli kıldığımız toprağa[2] doğru akardı (eserdi). Biz her şeyi bilenleriz.
82
Şeytan(laşmış insan)lar arasından da onun için dalgıçlık yapan (inci çıkaran)[1] ve bundan başka işler görenler vardı. Onları gözetim altında tutuyorduk.
83
Eyüp'ü de (an)! Hani Rabbine "Başıma bu dert geldi.[1] Sen merhametlilerin en merhametlisisin." diye seslenmişti.
84
Tarafımızdan bir merhamet ve kulluk edenler için bir hatırla(t)ma olmak üzere onun duasına cevap vermiş, kendisindeki sıkıntıyı gidermiş ve ona ailesini, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini (beklemediği diğer yakınlarını) daha vermiştik.
85
İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl'i de (an)! Hepsi de sabreden kişilerdendi.
86
Onları merhametimize yerleştirmiştik. Şüphesiz ki onlar da iyilerdendi.
87
Balık sahibini de (Yunus'u da an)![1] Hani o, kendisine gücümüzün yetmeyeceğini sanarak öfkeyle çekip gitmişti.[2] Karanlıkların[3] içinde şöyle dua etmişti: "(Rabbim)! Senden başka ilah yoktur; sen yücesin. Şüphesiz ki ben haksızlık edenlerden oldum."
88
Biz de onun bu duasına cevap vermiş ve (içine düştüğü) sıkıntıdan onu kurtarmıştık. Biz, müminleri işte böyle kurtarırız.[1]
89
Zekeriya'yı da (an)! Hani o, Rabbine şöyle seslenmişti: "Rabbim! Beni yalnız bırakma! Sen vârislerin en hayırlısısın."
90
Biz onun da duasına cevap vermiş ve ona Yahya'yı bağışlamıştık; eşini de kendisi için (çocuk doğurmaya) elverişli kılmıştık. Onlar hayır işlerinde koşuşur, (merhametimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak[1] bize yalvarırlardı. Onlar, bize saygı içindeydiler.[2]
91
Namusunu korumuş olanı (Meryem'i de an)! Biz ona rûhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu âlemler (insanlar) için bir ayet (mucize) kılmıştık.[1]
92
Şüphesiz ki bu (peygamberler ve iman edenler), tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir.[1] Ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise bana kulluk edin!
93
(İnsanlar) kendi aralarında işlerini paramparça ettiler.[1] (Oysa) hepsi bize döneceklerdir.
94
Kim mümin olarak iyi işlerden yaparsa onun çabası görmezden gelinmez. Şüphesiz ki biz onu yazmaktayız.[1]
95
Helak ettiğimiz bir şehir için artık (yenilenmek) imkânsızdır; şüphesiz ki onlar geri dönemeyeceklerdir.
96
Sonunda Ye'cûc ve Me'cûc[1] (setleri) açıldığı, onlar her tepeden akın ettiği,
97
Ve gerçek vaat (Son Saat) yaklaşınca, kâfir olanların gözleri birdenbire donakalır! (Onlar) "Ah, eyvah, yazıklar olsun bize! Elbette bu durumdan habersizmişiz; hatta biz zalimlermişiz!" (diyeceklerdir).
98
Siz ve Allah'ın peşi sıra taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz.
99
Onlar ilah olsalardı, oraya girmezlerdi. Hepsi orada ebedî kalacaklardır.
100
Orada onlar için inlemek vardır. Onlar orada (iyi haber) duyamayacaklardır.
101
Tarafımızdan kendileri için güzel (hüküm) verilmiş olanlara gelince, işte onlar cehennemden uzak tutulmuş olacaklardır.[1]
102
Onun (cehennemin) uğultusunu bile duymayacaklardır; onlar canlarının istediği (nimetler) içinde ebedî kalıcıdır.
103
En büyük dehşet bile onları hüzünlendirmeyecektir.[1] Melekler kendilerini şöyle karşılayacaktır: "İşte bu, size vadedilmiş olan (mutlu) gününüzdür."[2]
104
O gün, yazılı kâğıt tomarlarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız.[1] Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız.
105
Yemin olsun ki Zikr'den (Tevrat'tan) sonra Zebur'da da "Yeryüzüne iyi kullarım vâris olacaktır." diye yazmıştık.[1]
106
Şüphesiz ki bunda, (bize) kulluk eden toplum için bir mesaj vardır.
107
Biz seni ancak âlemlere rahmet(imiz) için gönderdik.[1]
108
De ki: "Bana ‘ilahınızın tek bir ilah olduğu' vahyolunuyor. O'na boyun eğecek misiniz?"
109
Yüz çevirirlerse de ki: "(Bana emrolunanı) hepinize eşit olarak açıkladım. Size vadolunan şey yakın mı uzak mı bilmiyorum.[1]
110
Şüphesiz ki (Allah) sözün açığını da bilir, gizlediklerinizi de bilir."[1]
111
(Peygamber:) "Bilmiyorum, belki de o (azabın ertelenmesi), sizin için bir imtihan ve belirli bir zamana kadar sizi yararlandırmak içindir.
112
Rabbim! (Onlar hakkında) adaletinle hükmünü ver! Bizim Rabbimiz, sizin anlattıklarınıza karşı yardımı umulan[1] Rahmân'dır." demişti.